Amerika’ya Göç Edenler – Emre Havazlı

Amerika’ya Göç Edenler – Emre Havazlı

Emre Havazlı, 31 yaşında Miami’de yaşayan bir Türk akademisyen. (Böyle çok resmi oldu.) Emre benim ortaokul ve liseden sınıf arkadaşım. Türkiye’deki hayatını bırakıp, Amerika’ya göç etti.  Tek başına bu süreçleri nasıl atlattı, kolay mı yoksa zor mu? Nasıl oluyor diye Emre ile keyifli bir söyleşi yaptık

Merhaba Emre,
Bize kendinden kısaca bahseder misin?

Merhaba Tuğçe, Ben Emre Havazlı. 31 yaşındayım, University of Miami’de doktora yapıyorum. 4 yıldır da Miami’de yaşıyorum.

Şuan nerede yaşıyorsun? Nasıl bir hayatın var kısaca tarif edebilir misin?

Şu anda Miami’de  yaşıyorum. Amerika şartlarında standart bir hayatım var. Öğrenci standartlarında diyebiliriz. Kendi başıma bir stüdyo dairede yaşıyorum. Okulda bir ofisim var, genelde orada çalışmayı tercih ediyorum. Evde pek konsantre olamıyorum. Arabam var, burada arabasız hayat epey zor. Şehirler genellikle araba ile yasanacak şekilde dizayn edilmiş ve Miami toplu taşıma açısından gerçekten zayıf bir şehir.

Miami’ye yerleşmeden önce nerede yaşıyordun, neler yapıyordun?


Miami’ye yerleşmeden önce İstanbul’da yaşıyordum. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Jeodezi Anabilim dalında yüksek lisansımı yapıyor ve araştırma görevlisi olarak çalışıyordum. Koşuyolu’nda 3 arkadaş beraber yaşıyor ve epey keyifli zaman geçiriyorduk, Kadıköy ve İstanbul’un keyfini çıkarıyorduk diyebilirim. Bahsettiğim tarih 2013 ve öncesi.



Miami’ye yerleşme fikri nereden çıktı? Neden Miami?


Miami’ye yerleşme fikrim yoktu aslında. Daha çok ben doktora çalışmam için yurt dışında bir üniversiteye gitmek istiyordum. Kendi alanımda teknoloji ve veri kaynaklarına ulaşım açısından ABD’de bir üniversite neredeyse zorunluluktu. Miami seçeneklerim arasında görece büyük bir şehir olması ile beni cezbetti ama tercihim daha çok beraber çalışacağım hocanın alanında dünyaca tanınan bir kişi olması ve üniversitenin sunduğu imkanlar oldu.


Miami ilk tercihin mi oldu?


Miami o süreçte sahip olduğum seçeneklerin içerisinde ilk tercihim oldu diyebilirim. Şehirden daha çok üniversite tercihiydi benim için. Şehir ile ilgili genel bir fikrim vardı ama buraya gelince aslında tamamen yanlış olduklarını da görmüş oldum 🙂


Miami’den ne umdun, ne buldun?

Umduğum özel bir şey yoktu aslında. Miami, televizyonlardan, filmlerden duyduğumuz adını bildiğimiz bir yerdi. İstanbul kadar olmasa da büyük bir şehir olmasını bekliyordum ama Miami tam olarak öyle bir yer değilmiş. Daha çok bir tatil şehri diyebiliriz. Genellikle her şey turiste ve turizme yönelik yapılmış durumda. İlk başta gözünüze çok güzel gözüküyor ama sonrasında sıradan hayatınıza geçiş yaptığınızda ve her şey yeni bir tecrübe olmayı bırakınca (geldikten 3 ay sonra falan) aslında etrafınızdaki çoğu şeyin gerçek olmadığını çoğunlukla göz boyama olduğunu görüyorsunuz. Bir de Miami tam anlamıyla bir Amerikan şehri değil, yerli halkın çoğunluğu Küba göçmeni, geri kalanlar da Güney Amerika’nın çeşitli ülkelerinden gelen göçmenler. Anadil İspanyolca demek yerinde olur.

Amerika’ya göç süreci nasıl ilerliyor, anlatabilir misin?

Öğrenci olarak Amerika’ya göç etmek benim gözümü korkutuyordu ilk başlarda aslında, ama işleyişin içine girdiğimde her şeyin karmaşık gözükmesine rağmen hiçbir şeyin çözümsüz olmadığını gördüm. En başından başlayacak olursam, en önemli kısmının bir hocadan kabul almak olduğunu söyleyebilirim. Geri kalan her şey bir şekilde çözülür. Okuldan kabul belgeleriniz geldikten sonra vize sürecini başlatıyorsunuz (ya da başlama tarihine göre belgeler geç gelirse vs diye randevu alma sürecini iyi idare etmek gerekiyor).

Avrupa’dan farklı olarak, ABD vizesi süreci çok daha kolay geçiyor. Sizden her türlü bilgiyi istedikleri bir form dolduruyorsunuz randevu almak için ve o form onlara sizinle ilgili araştırma yapmaları için yeterince bilgi veriyor zaten. Herhangi bir şekilde elinizde okul kabulü olması durumunda turistik vizeden farklı bir vizeye başvuruyorsunuz ve ödemeniz gereken farklı ücretler var ama internet siteleri bu konularda oldukça net ve açık bir şekilde anlatıyor. Asıl sıkıntılı süreç ABD’ye geldiğinde başlıyor. Kısaca resmi işlemler her ne kadar biraz zaman alsa bile genelde problemsiz ilerliyor.


Bu süreçte yol almak nasıldı? Daha mı kolay oldu daha mı zor?

Bu süreçte yol almak heyecan vericiydi. Bir okuldan, hocadan kabul almış olmak güzel bir duyguydu. Benim vize işlem süreci biraz koşturmaca ile geçti çünkü belgeler geç geldi, okulun açılma tarihine yetişmem gerekiyordu derken son günlerimi koşuşturma ile geçirdim. Bu koşuşturma sürecinde de aslında farklı bir ülkede ve farklı bir kıtada yaşamaya gittiğimi çok fark edemedim. Geldikten 3 ya da 6 ay sonrasında o duyguların farkına varmaya başladım. İlk geldiğimde sadece 1 h

aftalık otel odam ve 1 haftalık kiraladığım bir araba vardı. O 1 hafta içerisinde yaşayacak bir yer bulmam gerekiyordu. Onu hallettikten sonra alışık olduğundan farklı bir sisteme alışmak ve ilk başta yapman gereken Social Security Number (sosyal güvenlik numarası), banka hesabi, eve elektrik bağlatmak gibi işleri nasıl yapacağını öğrenmek ve halletmek gerekiyor. Genel anlamda bizim alışık olduğumuz işleyişten oldukça farklı bir sistem, bazı konseptleri olduğu gibi kabullenmek gerekiyor. Türkiye’de karşılığı olmayan şeyleri ya da farklı işleyişleri kabullenmek gerekiyor. İlk geldiğinizde de biraz zor olabiliyor bu süreç, tabi eğer çevrenizde sizden daha önce oraya gelmiş Türkler varsa 

bazı şeyleri sorabilmek açısından hayatı epey kolaylaştırıyor. Benim için öyle oldu en azından.

 



Sosyal güvenlik numarası dedin. Bu sanırım çalışabilmek için gerekli, senin Greencard’ın var mı? Yoksa ABD öğrenci vizesi ile mi gittin? Hakların neler?

Sosyal güvenlik numarası vergi için gerekli, benim maddi desteğim Amerika’dan olduğu için vergi ödüyorum ve dolayısı ile sosyal güvenlik numarası almam gerekiyor. Doktora için 5 yıllık oturma ve kampüs içinde çalışma izni veren F-1 vizesi ile buradayım. Doktora bittikten sonra da OPT denilen bir programa dahil olursam eğer 27 ay daha yaşama ve çalışma hakkım var. OPT zaten standart olarak herkesin başvurduğu ve katıldığı bir program. Sadece resmi olarak başvurmak gerekiyor, çıkar mi çıkmaz mi diye bir soru yok. Burada Amerikan vatandaşlarının sahip olduğu her hakka sahibim diyebilirim, sadece kampüs dışında çalışma hakkım yok. Doktora çalışmaları genellikle bir proje kapsamında yapıldığından o projenin de size aylık bir ödemesi oluyor. Zengin etmese de geçinebiliyorsunuz rahat şekilde.

Green card’ım yok ve malesef çekilişle çıkması haricinde öğrencilerin green card alma hakları yok. Ancak okul bittikten sonra OPT sürecinde bir iş bulursanız ve şirket size sponsor olup önce H1 çalışma vizesi için başvuruyor, onu aldıktan bir süre sonra da green card için başvuru yapabiliyorsunuz. Diğer bir yöntem de akademik bir kurumda çalışıyorsanız ve bilimsel yayınlarınız varsa Amerika’da kalmanızın Amerika’nın çıkarına olduğunu kabul ediyor devlet ve size green card’a başvurma hakkı veriyor. İlk bahsettiğim şirket aracılığı ile olan yöntemde verilen H1 vizesi sayısı için yıllık bir kota var ve masraflı o yüzden şirketler tanımadıkları insanları hemen ise almak yerine OPT ile gelen insanları tercih ediyor, işte tutmak isterse daha sonra işlemleri başlatıyor.


Vatandaşlık alacak mısın?

Amerika’da kalmak gibi bir önceliğim yok su anda fakat bilime yapılan yatırım dünyanın geri kalanı ile karşılaştırılamaz. Her ne kadar yeni yönetim ile nelerin olacağını bilemesek de burada daha fazla şansım olduğunu görebiliyorum. Burada olmazsa Avrupa’da Fransa ya da İngiltere gibi ülkeler olabilir.


Keyifler nasıl?

Keyifler iyi. İlk sıkıntıları atlatıp sistemin nasıl çalıştığını, insanların nasıl düşündüğünü anlayıp kabullendiğinizde kolaylaşıyor çoğu şey. Ben geleli 4 yıl oldu, sanırım şu anda buraya Türkiye’den daha fazla adapte olmuş durumdayım. Türkiye’ye dönersem tekrar bir alışma süreci gerekir herhalde 🙂

Hep korkulur ikinci sınıf insan muamelesi görmekten, başına böyle bir şey geldi mi?

Miami yapısı itibari ile neredeyse tamamen göçmenlerden oluşan bir şehir. Hatta Güney Amerika’nın başkenti bile diyebiliriz (bunu söylediğini duydum insanların 🙂 ). Durum böyle olunca ırkçılık hiç başıma gelmedi. İspanyolca sokakta konuşulan dil diyebilirim rahatça. İngilizce elbette konuşuluyor ama İspanyolca bilmiyorsanız gündelik hayatınız biraz daha zorlaşabiliyor. İkinci sınıf insan muamelesi görmedim ama tabi bu durum daha rafine bir üniversite ortamında çalışmamdan da kaynaklı olabilir. Miami, ABD vatandaşlarının bile yurt dışına çıktıklarını hissettikleri bir yer. Oldukça kozmopolit ve dünyanın her yerinden insanlar var.



Türkiye’yi özlüyor musun?


Elbette, sonuçta hayatımın yalnızca son 4 yılını burada geçirdim. Ailem, arkadaşlarım, tüm geçmişim orada. Türkiye benim her zaman büyük bir parçam olacak. Ayrıca bizim mutfağımız, alıştığımız damak tadı aslında dünya mutfakları ile yarışabilecek durumda, o yüzden bazı lezzetlerin yeri doldurulmuyor.



Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?


Türkiye’ye şu anda dönmeyi düşünmüyorum. Hem kariyer hem de hayat kalitesi açısından burada olmak bana daha fazla olanak sunuyor. Kendi alanımda çok daha fazla imkana sahibim ve bu imkanlar benim için ulaşılabilir durumda. Sanırım american dream bu oluyor. Her şeyi yapabileceğini hissediyorsun 🙂 . Elbette elimdeki imkanları değerlendirmeye çalışacağım, illa ABD’de kalmak gibi bir amacım yok, iyi bir teklif alırsam Kanada ya da Avrupa ülkelerini de değerlendirebilirim.

 

Teşekkürler Emre…

Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla

tugce makarnaci