İstanbul Yolcusu Kalmasın

İstanbul Yolcusu Kalmasın
 

Şimdi diyceksiniz ki bu da yazılır mı? Zaten Türkiye’nin yarısı orda yaşıyor neresi meraklandırıcı bu yazının.
Bende şöyle diycem bu gezi bir çok ilk içeren bir yazı. Neyse herşey bir cumartesi gecesi Ali’nin başının altından çıktı. Bütün gece Amsterdam’dan bahsedince tabi eşeğin aklına karpuz kabuğunu soktu. O dakikadan itibaren bizde acaba gidermiyiz kurtlanması başlamışken birde baktık 2 gün sonra gitmeye karar vermişiz. İşte ilklerde tam burda başladı. İlk Avrupa seyahati, ilk schengen (en azından benim için), ilk kez birlikte yurt dışı ve ilk kez birlikte uçak seyahati. Belgeler hazırlandı, biletler alındı ve ver elini İstanbul.

İstanbul’a gidiş amacımız Hollanda vizesi almak. Kalınacak süre 1 hafta ve bu sürede C, İstanbul’u çok iyi bilmediği için en turistik yerler gezilecek.

1.Gün(08.10.2011)
Uçak 17:10’daydı ama 1 saat rötarla ancak havalanabildik. 1 saatin sonunda Atatürk hava limanına inmemizle İstanbul maceramızda resmen başlamış oldu.

Uçaktan indik, toplu taşıma araçlarını kullanıcaz ama Kentkartımız pardon İstanbul Kartımız yok. Gelmeden önce okumuştum, 2 saat içinde İstanbul Kartla aktarma yapabiliniyormuş. Pek bi sevinmiştim. Hemen birer İstanbul kart edindik. Çok sevinçliyiz. İlk aktarmayı yaptık o da ne kart yine para aldı. Sorunca öğrendimki İzmir’de ki gibi aktarmalar ücretsiz değilmiş. 1 lira aldı. Birde burda tüm toplu taşıma araçlarının ücretleri birbirinden farklı. Akıl sır erdiremedim.

2.Gün
Pazar sabahı bu sabah yağmur var İstanbul’da şarkısıyla uyandık. Ne yapalım nereye gidelim derken rotamızı Forum İstanbul’daki Decathlon’a çevirdik. İzmir’deki o küçücük av ve doğa sporları dükkanlarından sonra Decathlon gözüme inanılmaz büyük ve çok çeşitli geldi. İçinde dalgıç giysilerinden okçuluğa kadar her türlü malzemeyi bulabileceğiniz bir yer. Fakat marka takıntınız varsa gitmeden önce sitelerinden hangi markaları sattıklarına bir göz atarsanız iyi olur. Çünkü malesef her marka içeride mevcut değil. O kadar büyük yerden kimbilir neler aldılar dediğinizi duyar gibiyim. Malesef paramızı Amsterdam’a saklamak için çok fazla alış veriş yapmadık.(2 adet mikrofiber havlu,1 adet t-shirt ve 1 adet te uzun kollu body) Öğlen yemeği (akşamüstü yemeğide denebilir ) için Kırkpınar adında bir restaurantta mola verdik ve eğer yolunuz düşerse edirne ciğerini kesinlikle denemenizi öneririm. Tabi İstanbul’a kadar gelmişken gitmeden olmaz diyerek bu sefer rotamızı İstiklal’e çevirdik. Bir düzine toplu taşıma aracından sonra İstiklal’e ulaştık ve o kadar yüyüşün ardından 1-2 kadeh iyi gider dedik. Bu arada hazır yolumuzun üzeriyken St.Antoine Kilisesi’ne de uğradık. İlk kez canlı canlı org sesi duydum ve inanılmaz bir sesti. Televizyondaki sesle alakasız ve insanın içine işleyen bir ses. Kilise çıkışı Montreal. Asmalımescit de ve yine tavsiye edeceğim yerlerden birisi. Özellikle benim gibi shot severler için biçilmiş kaftan.

Sabah başlayan yağmur, 1 hafta sürecek yağmurun habercisi.. Sabah eski dostlarla güzel bir kahvaltının ardından, hem ihtiyaçlarımızı almak hem de aradan çıkarmış olmak için Forum İstanbul’a ve Decathlon’a gidelim dedik. Decathlon, uygun fiyata her türlü ikinci kalite spor malzemeleri satan bir mağaza. Eğer bilindik markaları arıyorsanız (The North Face, Jack Wolfskin, Lafuma vs gibi) boşuna uğramayın. Bence yine de ihtiyacınız olan birkaç ürün bulabilirsiniz. İstanbul’da sanırım en sevmediğim alanlar AVM’ler. Alan darlığından mıdır yoksa hava koşullarından mıdır bilmiyorum ama şöyle üstü açık havadar bir yer göremedim. Bir tek Kanyon var sanırım oraya da ben gitmedim. İzmir’de yaşadığım için (Forum Bornova’dan dolayı) Forum İstanbul denilince sandım ki, geniş bir alana yayılmış, tek katlı, üstü açık bir alan. Gidince bir de gördümki karşımda süt kutusu gibi bir bina bana bakıyor. Tam bir hayal kırıklığı.. İçerisi tıklım tıkış. Fast food alanında oturacak masa yok. Herkes birileri kalksın diye insanların gözlerinin içine bakıyor. Neyse ki memleketimin en sevdiğim yemeklerinden birini, Edirne Ciğerini, gayet güzel pişiren bir restaurantta (Kırkpınar Restaurant) yiyince keyfim yerine geldi. Gidelim birer bira içelim kendimize gelelim dedik. Rota İstiklal. C’yi mümkün olan en farklı yollardan götürmeye çalışıyorum ki, beni orayı götürmedim, ben oraya gitmedim demesin. Tünel’i kullanarak İstiklal’le çıktık. C, şokta. O sanıyormuş ki tünelin içerisinde nostaljik tramvay gibi birşeyle yolculuk edecek. Ona da bineriz diyip, dikkatini dağıtmak için St. Antoine kilisesine girdik. St.Antoine her zamanki gibi çok etkileyici, bir de org sesi buna eklenince, tüylerim diken diken oldu. St. Antoine 1600 lerde geçirdiği yangından sonra yeniden 1906 da şuanki konumunda inşaasına başlanmış. St. Antoine’ın avlusuna bakan tarihi binalarda, orada çalışanlar oturuyor. İçten içe kıskanmıyor değilim. Biz avluda dolaşırken, görevlilerden birisi bir turist grubunu Peder’in yaşadığı evin yanındaki merdivenlerden kilisenin başka bir girişi olduğunu düşündüğüm bir yere yönlendirdi. Bizde gitmeye niyetlendik ama malesef durdurulduk. L İlerleyen günlerde de oraya inmeye çalıştım ama çabalarım sonuçsuz kaldı. Hala orada ne oldugunu merak ediyorum. Şansını bulunca yine deneyeceğim. Napalım ne edelim derken, Öznel ile Emrullah bildikleri güzel biryer olduğunu söylediler. Asmalımescite doğru yollandık. Sokaklardaki masalar kaldırılmış. Montreal diye bir mekana gittik. Burasının özelliği yaklaşık 30 çeşit farklı shot seçeneğine sahip olması. Fındıklı, ananaslı, cappucinolu, frenk üzümlü vs. Benim favorim fındıklı. Her ne kadar shotlar çok etkili olmasa da ortam çok hoş. Fiyatlarda uygun.

3.Gün:
ve işte bir ilk daha t’yle ilk kez İstanbul’da yanlız dolaşıyoruz =) Daha önce de gelmemize rağmen hiç başbaşa dolaşmamıştık. Sanmayınki romantik İstanbul turu atıyoruz. Hava yağmurlu ve idata’dan Hollanda vize başvurusu yapmaya gidiyoruz. Mecidiyeköy’den atladık metroya (önce metro yerine metrobüs durağına gitmişiz ama binmeden farkedip hemen çaktırmadan çarkettik. ) Taksim meydanından çıktık metrodan. En yakın simitçiden (gevrekçi demedim öğreniyorum yavaş yavaş) hemen bi çatal. Meşur dedi kız arkadaş. Şimdi nedir çatal. İzmirli arkadaşlarıma anlatıyorum bilenler hemen bilmişlik taslamasın. Bizim pastanelerdeki tuzlu çörekotlu kuru pastanın büyük boyu. Ama hemen söliyim Taksim deki meşhur. İstanbul’un her yerinden alınmıyor. Tecrübeyle sabittir. Yeri gelince onuda anlatıcam. Neyse yemek deyince yine konuyu sapıttım =) idata diyordum. Gittik sabahtan başvurumuzu yaptık. Sanırım kişisel olarakta başvurulabiliyormuş konsolosluğa ama biz idatayı tercih ettik ve pişman olmadık. Çok güler yüzlüler ve yardım severler. İlk schengen başvurumu yaptığım için bi de yarın konsoloslukla görüşmem için bana randevu verdiler.
Başvuru bitti sıra gezip İstanbul’u görmede ama bi sorun var ki hava sağnak yağışlı. Tabi bizim gibi dağcıları kötü hava şartları etkilemez dedik attık pançoları üzerimize. İstiklal Caddesini bir baştan bir başa geçtik. Bizi gören herkes biraz acayip baktı pançolardan ama önemli değil. Biz aldırmadan sağnak yağmurda yürümeye devam ettik. Müzik aletleri satan yerlerin camekanlarına bakıp şöyle bi zillere davullara iç geçirdikten sonra Galata Kulesi. Eee oraya gitmişken tepeden bakmamak olmaz. Türklere 5,5TL yabancılara 11 TL kişi başı. (Yanlış anlaşılmasın pintilikten yazmıyorum yazıyı okuyan arkadaşlara aynı zamanda rehber olsun diye yazıyorum.)(Ama yinede bence pahalı=)) Tepeden bir göz attık İstanbul’a. Nefes kesici bir manzara. Galata kulesinde 2 tur attıktan sonra aşağı indik ve Karaköy’e doğru yürümeye devam ettik. Karaköyde doğa sporları malzemeleri satan dükkanları gezdikten sonra Galata köprüsüne yöneldik. Tam köprüyü bitirmemize 5-10 metre kala inanılmaz bir yağmur bastırdı ve bizde kapağı Eminönü’ndeki balık ekmekçilere attık. Tabiki tamamen yağmurdan yoksa benim balık ekmek yemek gibi hiçbir niyetim yoktu =).
Yağmur yavaşlayınca bunu fırsat bilerek yine düştük yollara. Yeni Camii’nin yanından geçerken simitçileri görünce yine aklıma çatal fikri düştü. İşte tam o zaman Taksim çatalının diğer yerlerdeki çatallardan farklı olduğunu anladım. Acı tecrübe. Neyse.
Sirkeci garına uğradık çünkü dün gördüğümüz turist informationdan (Garın hemen yanında) harida ve biraz bilgi almak istedik. Malesef Türkiye’de türkçe ‘guide’ olmadığı için İngilizcelerini ve haritalarımızı aldık. Tam yürümeye devam edecekken yağmurun tekrar bastırmasıyla bizde programımızı malesef yarıda kesmek zorunda kaldık. Gerçi biraz yorgunlukta baş göstermedi değil ama orasını karıştırmayın 🙂 Tramvay, Füniküler ve metro 3lüsünün ardından ancak Mecidiyeköy’e dönerek güne son verdik. Heyecan büyük çünkü yarın konsoloslukta görüşme.

 



Sabah erkenden kalktık, apar topar idata’ya gidiyoruz. Öğleden sonra çok kalabalık oluyormuş, bizde işlemlerimizi sabahtan halledelim dedik. Aslında Hollanda Konsolosluğu şahsi başvuruda kabul ediyor ama idata ile işlemler daha hızlı yürüyor diye duymuştum. Riske atmayalım dedik. Sadece 1 haftamız var İstanbul’da. C, ilk schengen başvurusu olduğu için mülakata katılacak. Umarım cumaya kadar mülakata çağırırlar. Bir daha İzmir’den buraya dönmek zorunda kalmayalım. Neyse başvuruyu yaptık evrakları teslim ettik. idata, C’ye yarına randevu verdi. Yaşasın. Pasaportlarıda cuma teslim edecekler. Hiç bu kadar çabuk hallolucağını düşünmemiştim. Harbiyeden taksime doğru yürüdük. Taksime kadar gelmişken, Taksim Çatalı yemeden olmaz. Benim tuzlularla aram çok iyi değildir ama eminim C sevecek. Hemen aldık bir tane. Bayıldı. Yalnız önemli bir husus, Taksim Çatalı meşhur. Taksimden başka bir yerde yerseniz aynı lezzeti alamazsınız. İlerleyen bölümlerde C’nin çatal ile ilgili acı tecrübelerini okuyabilirsiniz J Ben kaç kere tembihledim ama dinlemedi. İstiklal’den yollandık. Hedef : Galata Kulesi. Şansımıza yağmur bastırdı. Sağanak yağmur altında salına salına yürümeye başladık. O kadar gelmişken St. Antoine’da yeniden şansımızı deneyelim dedik gizli kapı için. Ama ne mümkün, o bölümde tadilat çalışması var ve görünürde de en az 5 işçi. Bir dahaki sefere diyip, Galata Kulesine doğru yürüyoruz. Yol üstündeki, müzik aleti satan mağazaların vitrinlerine bakıp iç geçiriyoruz. Yola devam.. Biz sağa sola mağazaların vitrinlerine bakınırken, birden muhteşem görüntüsüyle Galata Kulesi çıkıyor karşımıza. Günlerden pzt. Tüm müzelerin kapalı olduğunu biliyoruz. Acaba açıkmıdır şansımızı bir deneyelim derken, Galata Kulesi’nin özel bir işletmeye kiralandığını öğreniyoruz ve evet açık.Malesef en üst kata çıkmak için asansör kullanmak zorundasınız. Merdivenleri kullanmaya izin yok. Halbuki, ne kadar güzel olurdu merdivenlerden çıkmak. Restorasyon konusunda biraz başarısız olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Kafe ve restauranttaki çervelerin hepsi pvc ve çift cam. Ayrıca kulenin ortasında son teknoloji ile çalışan ve tarihi yapıya hiçbir uyum sağlamayan bir asansör bulunuyor. Kulenin en üst katı kafe olarak bir kat altı ise restaurant olarak kullanılıyor. Kafede oturup birşeyler içerken manzaranın tadını çıkartıyım derseniz bu imkansız. Çünkü herkes manzarayı seyretmek ve foto çekmek için balkona çıkıyor. Balkondaki insanlar ve kalabalıktan ötürü hiçbirşey göremiyorsunuz. Balkondaki, manzara ise nefes kesici. Tarihi yarımada olarak adlandırılan bölgenin neredeyse tamamını, halici, boğazı ve leventteki gökdelenleri dahi görebiliyorsunuz. Profesyonel bir makinem olmadığı için bir kez daha üzüldüm. Hiçbir detayı kaçırmamak için balkonda 2 kere tur attık. Sağanak yağmur ve rüzgar yüzünden çok fazla kalamadık; buz kesmek üzereydik. Karaköy’e doğru yollandık. Yolumuz uzun, daha Eminönü’ne Sirkeci’ye gidilecek. Yağmur altında Galata Köprü’sünü yürüyerek geçmek çok keyifli idi ama yağmurun şiddeti sağanaktanda öteye geçince Eminönü’nde bir balık ekmekçiye sığınmak zorunda kaldık. C, boş durur mu, tabiki orda da hemen bir yarım ekmek yedi. Ayıp olmasın diye! J Yağmur dinince, yürümeye devam. Yol üstünde simitçiye rastladık. C, bir tanede çatal yemek istedi. Ben uyarımı yapmıştım, meşhur olan Taksim Çatalı burası Eminönü diyerek ama dinleyen kim. Tabiki sonuç hüsran. Bir müsibet, bin nasihattan iyidir demiş atalarımız. Biraz ıslandığımızdan birazda o civarı daha önceden dolaştığımız için, çok vakit kaybetmeyip, Sirkeci garının yanındaki turist ofisinden C için bir İstanbul haritası bir de şehir rehberi alıp eve dönmeye karar verdik. Evde rahat rahat rehberi inceleyip, yeni bir rota belirleyebiliriz.

 

 

Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla

tugce makarnaci