Koh Rong Samloem

Koh Rong Samloem

Geç yatmanın verdiği uyku mahmurluğunu üzerimden atmaya çalışıyorum. Oda arkadaşlarımın hepsi uyuyor, derin uykudalar. Uykuya daldığımızdan bu yana 2 saat geçmiş olmalı. Çalıştığım bardan ve arkadaşlarımdan ayrılıyorum, Koh Rong Samloem’de yaşayan arkadaşımın yanına gidip ada hayatını tecrübe edeceğim.
Sırtçantam ile koşturuyorum iskeleye doğru. Köpeklere günaydın öpücüğü vermek için duruyorum ve ardından geç kalacağımı fark edip tekrar koşuyorum. İskeleye vardığımda biraz geç kalmış olmama rağmen henüz tekne gelmemiş. Farklı birşey beklemiyordum tabi ama işte…

Kohrong-backpacker-ferry
Tekne geliyor hareket ediyoruz. Onca hareket ve koşturmacanın içinde uyumaya çalışıyorum. Vücudum 10 günün uykusuzluğu ve yorgunluğunu atmak istiyor ama teknede pek mümkün gözükmüyor. Atlayanlar, zıplayanlar, koşturanlar var etrafta. 2,5 saatlik yolculuğun ardından Koh Rong Samloem’e varıyorum, görevliye MPay Bay de inmek istediğimi söylediğimde orasının Serencay Bay olduğunu, gitmek istediği yerin adanın öteki tarafı olduğunu ve teknenin orada durmadığını, yanlış tekneye bindiğimi söylüyor. Tamam diyorum en kolay nasıl giderim? Tekne kiralayacaksın diyor. Tuk tuk ya da taksi yokmu diyorum. Yüzüne geniş bir gülümseme yerleşiyor ve bu adada yol yok diyor.

Koh rong ferry

Bu adada yol yok, lüks işletmeler dışında duş yok, atm yok, wifi yok ve gece 10dan sonra elektrik yok.. Haliyle buzdolabı da yok.
Tekneden sahile adım atmamla gördüklerim karşısında gözlerim büyüyor. Yer yüzünde böyle bir yerin varlığından şüphe ediyorum, öldümde cennete mi düştüm diyorum kendime. Gelirken burasının güzel olacağını hissetmiştim ama böyle bir yer beklemiyordum. Turkuaz deniz, bembayaz kumsal, yengeçler ve sessizlik. Tekne arıyorum, bulmak zor ama buradan ayrılmak daha zor. Kumsalda sırtçantasıyla yürümenin zor oluşunu (gerçekten yol yok) ve uykusuzluğumu bahane edip, beğendiğim ilk işletmede bir çadıra yerleşiyorum. 5 kişilik çadırda tek başıma kalıyorum. İlk yaptığım şey kalan son kontörüm ile telefonun çektiği bir anda arkadaşıma durumu haber vermek oluyor. İşletmenin tüm misafirlerinin birbirini tanıdığını farkediyorum. Grup olarak gelmiş olmalılar. Çok eğleniyorlar. Kimi çadırda kimi bungalowlarda kalıyor.

Yengec yuva artıkları
Adayı keşif ve MPay Bay’e giden bir yol bulabilmek için yürüyüşe çıkıyorum. Yapabileceğim daha iyi birşey varsa o da hamakta sallanmak. Kumsalda adım attıkça küçük yengeçlerin kaçışını izliyorum. Derken tanıdık kelimeler geliyor kulağıma. Türkçe sanki, yok olamaz. Ama kelimeler çok net. Seyahatim boyunca Türkçe konuştuğum insanlar genellikle tatillerini Fethiye’de geçiren İngiliz turistlerden ibaret idi. Sesin geldiği yere doğru sesleniyorum, Cennet’e düştüm ama yine de Türkleri mi buldum diyerek. Karşılık geliyor Türkleri beğenmiyor musun, gel tanışalım diye. Gittiğimde Nuran ve Ayşe abla ile tanışıyorum. İki çılgın babanne, kocalarını 2 aylığına evde bırakmışlar, seyahate çıkmışlar. Dünyanın bir orasındalar bir burasında.. Bana Hindistan ve Peru maceralarından bahsediyorlar. Neler neler yaşamışlar. Gülmekten karnıma kramplar giriyor. Yolda tanıştığım en eğlenceli ikili. Akşam yemeğine davet ediyorlar beni, saatler nasıl geçiyor anlamıyorum bile. Türkiye’de görüşmek üzere vedalaşıyoruz. Çadırıma zar zor dönüyorum. Her yer zifiri karanlık. Elimde bir fener kaldığım işletmeyi geçmiş, iskeleye kadar varmışım. Gördüğüm bir ışıklı yere yer yön sorup, zar zor çadırı buluyorum.


Ertesi gün otelin diğer misafirler beni masalarına davet ediyorlar. Romanya İtalya Portekiz Fransa Almanya’dan karışık bir gruplar. Meğer herkes birbiriyle orda tanışmış. Çok sıcak kanlılar ve ben de hemen dahil oluyorum. Kendi içimizde yapabildiğimiz tek şey mum ışığında muhabbet etmek, biraz alkol ve old school olarak tabir edeceğim oyunlar oynamak. Ha bir de yemek yemek. Ada hayatı yaşıyoruz ya, erkekler balık avlıyor akşam balıklar pişiriliyor mangalda. Hatunlar olarak dedikodudayız. Kimin nasıl bir hayatı var onları konuşuyoruz, nasıl bu kadar farklı hayatlar yaşayıp, bu kadar iyi anlaşabildiğimizi sorguluyoruz. Hatta Romanyalı tiyatro oyuncusu arkadaşım için video çekimi yapıyoruz. Ama malesef 3 günün ardından herkes kendi yoluna gitmek zorunda.. Kontaklar alınıyor. Veda ediliyor. Tekrar buluşmak üzere sözleşiliyor. Teknelere binilip Sihanoukville’e geri dönüyoruz.
Merhaba dünya ben cennetten yeni döndüm.

Kohrong-iskele

Yorum ( 1 )
  1. Evden Kaçış Oyunu
    21/12/2015 at 13:50
    Cevapla

    YAZIM DİLİNİZİ ÇOK BEĞENDİM, RESİMLER İÇİN AYRICA TEŞEKKÜRLER 🙂 TANIŞIP SONRADAN FARKLI BİR NOKTADA RASTLADIĞINI KİMSE OLDU MU HİÇ

Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla

tugce makarnaci