Meksika’da Hırsızlık

Meksika’da Hırsızlık

Meksika ve diğer Orta ve Güney Amerika ülkelerine giden kişilerden hep bir hırsızlık, gasp, soyulma hikayesi dinleriz. Dinledikten sonra ya tedirgin oluruz ya da dikkatsizliklerine verir geçeriz. Ben dinlediğim hikayeleri hep dikkatsizliklerine verip geçmiştim, ta ki başıma Meksika’da hırsızlık gelene kadar.

Meksika maceramı kronolojik sıra ile anlatmayı planlıyordum ancak o kadar bir extreme olay ile karşılaştık ki, hikayeyi Meksika’da ki başka gezginlerden de duymaya başlayınca, sizin de kulağınıza gelmeden öncelikli olarak anlatmaya karar verdim.

Merida’dan Holbox’a giderken rezervasyon yaptığım hostelden gece otobüslerindeki hırsızlık vakalarına yönelik bir e-posta aldım. Detaylı olarak gece otobüsünde gerçekleşen hırsızlıklardan ve gideceğimiz ada da ATM olmadığı için yaşanan sıkıntılardan bahsediyor, özetle tatiliniz kaka olmasın diyordu. E-postayı okudum ve amaaaan bunu saftirik gringolar için yazmışlar diyerek umursamadan sildim. Zaten ne zaman kendime olan özgüvenim tavan yapsa ve benim başıma asla gelmez dediğim anda o şey tam olarak gelir beni bulur. Yine öyle bir gündü ve ben farkında değildim. Pardon gece.

Otobüs kalkmadan önce otobüs şoförü, tüm yolcuları tek tek cep telefonlarına ve kimliklerine sahip çıkmaları gerektiği konusunda uyardı. Şoförden böyle bir uyarı gelince, olmaz ama hani ya olursa diyerek aslında giysilerin içine giyilmesi gereken pasaport çantamı aldım ve tshirtin altına gizledim.

Ben cam kenarında solda, Emre ise sağımda oturuyor, içerisinde laptop, 2 kamera, kindle, sd kartlar, cüzdan, tripod vb tüm elektronik ve değerlilerin bulunduğu çanta ise ben ve camın arasında yerde duruyordu. Bulunduğu konum itibari ile güvenli olduğuna ve kimsenin alamayacağına oldukça emindim. Kafamdaki tek sıkıntı Emre’nin şortunun sağ cebine koydu kindle’ı idi. Sağ cebinden çalınabileceği düşüncesi ile tedirgindim.

Otobüsün gece 11.30 da kalkması, Chiquila’ya sabaha karşı 5.30’da varacak olması ve benim otobüse biner binmez uyuyan tiplerden olmam nedeniyle muhtemel bir açık hedef haline gelmiş olmam olası. Önümüzde, koridorun yan tarafında oturanlar, inenler binenler ile sürekli bir dikkat etme halinde olsam da, gecenin ilerleyişi ve önümdeki sarhoşların inmesi ile kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım.

Gece saat 3-4 civarı otobüs bir noktada durdu ve tüm ışıklar yandı. Otobüs şoförü yine gelip herkese eksik bir şeyleri olup olmadığını kontrol etmesini söyledi. Emre şöyle bir ceplerini kontrol etti ve her şey tamam problem yok dedi. Ben ise eksik bir şey var mı diye çantaya doğru uzandığımda çantanın olmadığını fark ettim. Çantayı ararken yan koridorda başka bir koltuğun altında bulduk. Tabii ki içi boştu. Hafifliğinden ve şeklinden çok net bir şekilde anlaşılıyordu.

Çantanın nasıl olup da oraya gittiğini anlamaya çalışırken, uyumadan önce boynuma geçirdiğim pasaport çantasını ve acil durum paralarımı kontrol ettim. Neyse ki onları kaptırmamıştım. Asla kaybetmemek gereken 3 şey neydi? Pasaport, pasaport ve pasaport.

Pasaportun sağlamda olduğuna emin olduktan sonra küçük bir rahatlama yaşasam da, laptopu kaptırmam ile birlikte işte yaşayacağım sorunları kafada kurunca panik hali devam etti. Şoför ön tarafa gelmemi isteyince, uyurken sandaletlerimi çıkartmış olan ben, bıraktığım yerde sandaletleri de bulamadım. Onlar da gitmişti. Adam fırsatını bulsa donuma kadar alacakmış demek ki.

Otobüsün normalde 3-4 numaraları koltukları boş olur. Şoförün ve muavinin eşyaları yer alır. 3-4 numaralı koltuğa oturtulmuş ve beti benzi atmış bir adamın ayaklarının önünde, benim tüm elektronik eşyalarım yer alıyordu. Bu da benim, bu da benim derken, tek tek geri aldım hepsini. Cüzdanı aldığımda şoför içindekileri kontrol etmemi istedi yine. O esnada adam “Complete completo”  hepsi tamam gibi bir şeyler zırvalıyordu. Cüzdanı tamamen aldığı için içini boşaltma ihtiyacı hissetmemiş ne de olsa. Yaşadığım sinir harbinin içerisinde adama Türkçe bir şekilde bağırıp çağırırken, arkadan Emre’nin sesi geldi “Ama hayatım adama bağırmana gerek yok ki, insanlar zevkten dolayı hırsızlık yapmaz, aç oldukları için yapar”. Benden ise “NEDEN BAĞIRMAYACAKMIŞIM BEEEEE!” şeklinde bir yanıt geldi ama ne hırsızın ne de otobüsteki diğer kişilerin bu diyaloglardan bir şey anladığını sanmıyorum.

Uyuyup uyandığım vakitler arasında hatırladığım tek şey, dik duran çantamın bir ara devrildiği ve benim yeniden kaldırdığım idi. Adamın ön koltuğun altına girip, çantayı çekip alacağını hiç düşünmemiştim.

Otobüs şoförü durumu nasıl fark etti, adam inmeye çalışırken elindekileri görünce mi anladı, birisi mi şikayet etti bilmiyorum ama adamı indirmediği ve kapıları kilitlediği için her şeyimi geri alabildim. Telefon hariç. Dandik telefonumu eşyaları geri almanın sevinci içerisinde kontrol etmeyi unutmuştum. Polis raporu tutturmayıp, adamın gitmesine izin verince de, telefon da onunla beraber gitti. Onca elektroniğin içerisinden almadığı tek şey, kindle olmuştu. Açıp kurcalayıp beğenmediğini ise, ertesi gün okuduğum kitaptan başka bir kitaba geçmiş olduğunu görünce fark ettim. Kitaba  elektronik de olsa değer verilmiyor anlaşılan…

 

Seyahatte para nasıl taşınır konulu makalem için link;

http://bilinmeyenrota.com/seyahatte-para-tasimak/

Yorum ( 4 )
  1. Kadir
    28/11/2016 at 18:14
    Cevapla

    Neyse ki sonu çok da kötü bitmemiş. Cep telefonu da nasihat niteliğinde olmuş.. Geçmiş olsun..

  2. ayhan semiz
    28/11/2016 at 18:46
    Cevapla

    ilk satırları okurken dondum kaldım. Neyseki sonuç tatlıya bağlanmış. telefonun içindeki bilgiler de önemli tabii. Geçmiş olsun.

  3. Sercan Salman
    22/01/2017 at 21:38
    Cevapla

    Çok ucu atlatmışsın gerçekten.
    Şoförün cebine 3-5 kuruş koyaydın ya

    • tugce makarnaci
      23/01/2017 at 06:35
      Cevapla

      onu yazmak ayıp olurdu…

Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla

tugce makarnaci