Gunes AKDOGAN photography. All about me: http://about.me/nomadlizard

 

Güneş Akdoğan, nam’ı diğer Drummer Lizard balkanları yürüyerek dolaştı. Evet yürüyerek! Güneş, gerçekleştirdiği Balkan turu esnasında keşfettiği Sırbistan’ın bir köyüne yerleşti ve artık orada yaşıyor. Güneş, kendi yaşamak istediği ülkeyi gezip görerek bulanlardan. Güneş’in Sırbistan’a göç serüveni ile ilgili keyifli bir söyleşi yaptık.

 

Merhaba Güneş,
Seni tanımayanlar için bize biraz kendinden bahseder misin?

 

Merhaba sevgili dostum Tuğçe. Çok klasik olacak fakat küçük yaşlardan beri özlemini duyduğum, kafa yorduğum ve bu konuda sürekli planlar yaptığım uzun bir sürecin ardından 2012 yılında kesin kararımı verip sırtımda çanta ile yollara düştüm. Amacım kendim gibi insanlara ulaşmak, adı geçmeyen yerleri görmek ve aslında en önemlisi yaşam alanımı keşfetmekti. Sırbistan’dan Makedonya’ya kadar 1000 km yolu yürüyerek tanıdım. Fransa’dan Trinidad & Tobago adasına kadar yelkenli teknede gönüllü çalışarak okyanusu geçtim, Venezuela’nın yağmur ormanlarında Warao yerlilerine yardım ederek bir süre yaşadım.

Öyle böyle derken tüm bu sürecin sonunda Sırbistan’ın Sumadija bölgesine yerleşmeye ve burada ilk kitabımı yazmaya, çevredeki milli parkları, ormanlık alanları keşfetmeye ve fotoğraflamaya karar verdim.

 

Şu an neredesin, nerede yaşıyorsun? Nasıl bir hayatın var?

Güneş’in Sırbistan’da aldığı ev

Orta Sırbistan’ın Sumadija adlı doğası ile ünlü harika bir yerde yaşıyorum. Köy demeye dilim varmıyor çünkü yaşadığım yerde ev ve etrafındaki orman var. En yakın komşu tepenin diğer tarafında. Şu an yaşadığım

slında Bozidar Mandic adlı ünlü bir Sırp yazara ait, 100 yıllık bir köy evi. Kendisi de 40 yıldan fazla bir süredir burada yaşıyor.

Burada son derece basit bir hayatımız var. Biraz konfordan yoksun diyebilirim. Tuvaletimiz dışarıda, banyomuz ve çeşmemiz yok.

Mevsime göre değişen günlük işlerimiz oluyor. Odun toplamak, otları biçmek, tarlayı hazırlamak, tulumbadan su almak vs… gibi. Bu işleri günlük kısa sürelerde halledip günün kalanında bir şeyler üretmeye, düşünmeye veya basitçe yaşamaya ayırıyoruz. Çoğunlukla burada kalsam da fırsatını bulduğumda çevre illere veya köylere uğruyorum mutlaka.

 

Sırbistan’a göç etmeden önce nerede yaşıyordun? Neler yapıyordun?

Güneş teknestop ile Atlantik okyanusunu geçti

Sırbistan’a göç etmeden öncesi şöyle… Üniversiteye kadar İzmir’de yaşadım. Ardından Ankara, tekrar İzmir, iş için sürekli Çin’e gidip geliyordum derken oradan oraya savuran bir hayatım oldu. Bol bol üniversite okudum. 4 fakülte ve 0 diploma ile profesyonel öğrencilik hayatımı noktaladım. Bu süreç içinde yazılım firmasında proje yöneticiliği, yelkenli miçosu, dış ticaret vs… gibi ilginç işlerde çalıştım.

Tüm bunları yaparken her fırsatta kamp yapmaya, bulunduğum yerden uzaklaşmaya önem verdim. Bazen otostopla, bazen motosikletle, bazen arabayla rüzgara kapıldım durdum.

 

Sırbistan’da yaşamaya nasıl karar verdin?

 

2012’de yola ilk çıktığımda kafamın içinde tek bir düşünce vardı; “Kendim gibileri bulacaktım”. O sıra elimdeki ilk fırsat Sırbistan’da köyde yaşayan Bozidar Mandic’in yanında gönüllü yaşamaktı. Sert bir kış boyunca burada yaşadım. Bu süre içinde harika dostluklar edindim. Aslında hep kafamda tasarladığım türde bir bölge, çok iyi anlaştığım dostluklar ve Balkan göçmeni olmanın getirdiği hisler kendimi burada çok güvende ve mutlu hissettirdi.

Yola daha yeni çıkmışken hemen heyecana kapılmayım, devam edeyim, kim bilir nereleri görecektim diye düşünerek buradan ayrıldım.

 

Daha sonrasında gezdiğim her yerde harika insanlarla tanıştım, çok güzel yerler gördüm fakat hiç biri Sırbistan’da yaşadığım kadar mutlu ya da huzurlu hissettirmiyordu. 1,5 senelik seyahatin ardından İzmir’e döndüm. Ülkede biraz seyahat etsem de aklımda hep Sırbistan’daki dostlarım ve yaşadığım hayat vardı. En sonunda bu fikre karşı koymanın anlamsız olduğunu gördüm. Kendime de faydası olması için tası tarağı topladım ve buraya geri döndüm. Sırbistan’da da ailem diyebileceğim harika insanların arasında yaşamaktan kendimi alıkoyamadım. Döndükten 1 sene sonra, ailemin de yardımıyla, burada bir köyden eski bir ev aldım. Artık burasını yuvaya dönüştürüp çevreyi çok daha detaylı gezmeyi, kafamda birikenleri kitaplaştırmayı ve daha iyi bir fotoğrafçı olmayı istiyorum.

 

Yaşadığın komündeki hayatı tarif edebilir misin? Bir gününüz nasıl geçiyor?

Yabana doğru değil, yabanın içinde. . . Not Into the #Wild but In The Wild

A post shared by Gunes Akdogan (@drummerlizard) on

Mevsime göre değişiyor bu günler. Şu anda kış olduğu için çok bir hareket yok. Sabah erkenden kalkıp sobayı yakıyoruz ve kahve, erik rakısı ile güne başlıyoruz. Hava müsaitse kahvaltıdan sonra ormana gidip odunculardan arta kalan parçaları topluyoruz. Isınma amaçlı ağaç kesmiyoruz. Topladıklarımız fazla fazla yetiyor.

Kışın odunları hazırlamak ve tulumbadan su almak dışında pek bir işimiz olmuyor. Bazı günleri çamaşır yıkamaya ayırıyorum. Geriye kalan zamanda Boshko (Bozidar Mandic) ile muhabbet ediyoruz, kitap okuyorum, bir şeyler yazıyorum, blogumla ilgileniyorum, yönettiğim siteleri kontrol ediyorum ya da bazen boş boş günü geçiriyorum.

Kışın çok fazla misafirimiz de olmuyor. Gelenlerle de genelde içeride vakit geçiriyoruz. Kış aylarını bu yüzden biraz daha fazla seviyorum burada. Biraz içe kapanık ve izole bir hayatımız var. Yazmak, düşünmek için bu tempo oldukça iyi.

 

Baharda ve yaz günlerinde ise hayat daha çok dışarıda geçiyor. Otların serpildiği dönemde her gün tırpan yapıyoruz. Çok da fazla kendimizi yormadan tabii ki. Bir saat tırpan, bir saat tarla işi, biraz ormanda yürüyüş, bolca misafir ve sohbetlerle günler geçiyor. Havalar ısındığında daha hareketli bir tempomuz oluyor.

 

Sırbistan’a göç etmek için gerekli izinleri almak nasıl? Tüm bu süreç nasıl işledi?

Bu biraz karışık bir konu. Özellikle benim durumumda daha da karışık bir hale geldi. Dernek statüsünde kayıtlı bir komünde yaşadığım için buradan “Gönüllü Çalışma Vizesi”ne başvurmam gerekti. Bunun için Boshko’dan bir dilekçe, dernek evrakları, banka hesabı vs… gibi bir çok doküman hazırlayıp yabancılar şubesi ile görüşme yaptım. Gönüllü vizemi her sene yenilemem gerekiyor. Her seferinde tekrar evrakları hazırlayıp yabancılar polisi ile görüşme yapıyoruz.

Sırbistan’ın ekonomik durumu sebebiyle burada yaşamak isteyenlerin yatırımcı, iş sahibi gibi konumlarda olmaları gerekiyor. Ya da bir şekilde ülkeden bağımsız bir gelirin belgelenmesi gerekiyor. Bunun dışında sadece çalışarak burada yaşamak için yapılan başvurular yanıtsız kalabiliyor. Bunun yanında Sırp polisinin yabancılara karşı çok da esnek olmadığını belirtmek istiyorum. Geçmişten gelen devlet geleneğinin bir uzantısı ve eski kanunların etkisi olduğunu düşünüyorum. Bürokrasi de bizim alıştığımızdan uzak derecede karmaşık ve yavaş. Çoğu zaman ne belgeler gerektiği, nereden alınacağı, nereye verileceği gibi konularda karmaşa ve gecikmeler yaşanıyor.

Güneş’in Venezuela’daki gönüllülük tecrübesi

Bu süreçte yol almak nasıldı? Yaşadığın sıkıntılar oldu mu?

 

Burada edindiğim dostlarım bana son derece yardımcı oldular. Özellikle evrakları hazırlamak için gereken yerler, nereye para yatırabilirim, çevirmen nerede bulunur vs… gibi konularda yardım almadan ilerlemek son derece zor. Ciddi bir sıkıntı yaşadığımı söyleyemem. Benim bağlı bulunduğum şehir Çaçak. Ufak, kendi halinde bir yer. Çok fazla yabancının yaşadığı bir bölge de değil. Bu yüzden yabancılar şubesinde çalışan polisler de son derece yardımcılar. Rahat rahat işlemlerimi yapmamı sağladılar.

Belgrad’tan bu işlemleri yapmaya kalksaydım çok daha fazla zorlanacağıma emindim. Özellikle şubedeki polisleri burada neden kalmak istediğime ikna etme konusunda zorlanacağım kesindi. Belgrad’ta çok fazla yabancı ve buradan geçen mülteciler var. Yabancılar şubesinin başı oldukça kalabalık. Karşılarına geçip “Ben dağın başında bir komünde yaşamak ve kitap yazmak istiyorum” deseydim benimle ilgileneceklerini hiç sanmazdım.

 

Detayları burada yazdım: https://drummerlizard.com/sirbistanda-gecici-oturum-ve-calisma-vizesi-nasil-alinir/

 

Sırbistan vatandaşlığı alacak mısın?

 

Kanunlara göre burada 5 sene yaşadıktan sonra vatandaşlık için görüşme hakkım doğacak. Bu imkanı da değerlendirmeyi düşünüyorum. En azından vize derdinden kurtulmuş olurum. Artık burayı yuvam olarak gördüğüme göre vatandaşlık almak da mantıklı olacaktır.

 

 

Keyifler nasıl?

Keyfim fazlasıyla yerinde. Kendimi hiç de yabancı hissetmediğim bir yerde yabancı olarak yaşamanın keyfi bu sanırım. Aynı dili konuşmasak da buradaki insanlarla çok güzel anlaşabiliyorum. Balkan göçmeni aileden olmanın avantajlarını da gördüm tabii ki.

Ormanda yaşamanın keyfi ise nasıl anlatılır bilemiyorum. Evin dışındaki çayır, tepe de aslında evin içi sayılıyor. Gerçekten huzur ve özgürlük hissi ile doluyum burada. Canım sıkılırsa kapıdan çıktığım anda yürüyüşe gidebileceğim bir orman var. İki adım ötede sesini dinleyip akışını izlediğim minik bir dere, çevrede rast geldiğim karacalar, çeşitli kuşlar ve börtü böcekler var. Yaşadığım evin şartları ve kış zamanı zorlu olsa da bu zorlukları çekmeye değer diye düşünüyorum.

 

Her şey bir yana doğanın içinde yaşamak benim için sahip olduğum en büyük zenginlik. Modern hayata bir nanik çekip etraftaki diğer canlılarla birlikte yaşamaktan daha güzel bir hayalim olmadı hiç. Sakinliğin yanında basite indirgenmiş günlük hayat sayesinde kendime, düşünmeye, yaratmaya ve yazmaya, kısacası hayatı yaşamaya çok daha fazla vakit bulmanın keyfini sürüyorum.

 

Sırplar Türklere nasıl yaklaşıyor? İkinci sınıf insan muamelesi görüyor musun ya da düşmanca tavırlar sergileniyor mu sana karşı?

 

Bu konuda Türkiye’de çok yanlış bir düşünce hakim. Sırpların Türklerle bir sorunu yok. Aslına bakarsan sokaktaki Sırpların kimseyle bir sorunu yok. Son derece sıcakkanlı ve dostane bir topluma sahipler. Türkleri ise diğer yabancılardan bir adım daha yakın görüyorlar diyebilirim. Çoğu insan bunu duyunca şaşırıyor ama burada en sevilen dizilerin başında Muhteşem Yüzyıl geliyor. Orta yaş üzeri kadınlar Türkiye’den geldiğimi öğrenince bana hemen Süleyman yakıştırması bile yapıyorlar.

Bu konuda açık konuşmak en güzeli olacaktır. Benim yaşadığım bölge, Sumadija, Sırbistan’ın en Sırbistan olduğu bölge olarak tanınır. Zamanında aşırı milliyetçilerin çoğunlukta olduğu bir bölge. Buranın kırsalında yaşıyorum bir de. Bu duruma rağmen şimdiye kadar hiç kimseden en ufak bir olumsuz tavır ya da söylemle karşılaşmadım. Zaman zaman tarihe atıfta bulunarak şakalara kurban gittiğim oluyor fakat bunlar kişisel tavırlar değil. Karşılıklı gülüyor ve geçiyoruz.

Ne zaman bir yardıma ihtiyacım olsa tanıdığım dostlarım kadar hiç tanımadığım insanlardan beklediğimin çok üstünde yardım gördüm. Bu yüzden kendimi gerçekten evimde gibi hissediyorum burada. Hatta geldiğim yerden biraz daha fazla benimsediğimi itiraf etmeliyim.

 

Özlüyor musun?

Türkiye’yi mi? Hayır. Bu sert bir cevap olabilir fakat maalesef özlemiyorum. Türkiye’de 35 sene yaşadım. Yarısından fazlasını gezip görme fırsatım oldu. Çok sevdiğim bir coğrafyadır. Anadolu coğrafyası kadar ilginç yerlerin bir arada bulunduğu çok fazla ülke yok. Bu anlamda gerçekten harika bir ülkedir Türkiye. Kıyıları, plajları, denizleri, dağları, ovaları muhteşemdir. Fakat maalesef bir ülkeyi özlemek için bunlar yeterli değil. Biraz içimi dökmek istiyorum izninle. Ben her sene ormanların yakıldığı, yanan ağaçların üstüne otellerin dikildiği, göz göre göre acıların yaşatıldığı, üniversitedeki hocaların saçla, sakalla uğraştığı, insanların birbirini banka hesabındaki miktarla veya üstü başıyla yargıladıkları, ahbap çavuş ilişkisinin hayatın her alanında paçalara kadar aktığı bir ülkeyi özlemek istemiyorum.

 

“Buradan kaçmak yerine kalıp düzeltmeye çalışsaydın ya!” diyenleri duyar gibiyim. Bu tür mesajları sıkça alıyorum. Buna karşılık tek bir cevabım var: Bir toplumun işleyişini, sosyolojisini değiştirmeye benim gücüm yetmez. Bunun için çalışmaya yetecek param ve zamanım da yok. Üzgünüm.

 

Karamsar görünebilirim, bunlar benim 35 sene yaşadığım hayatın sonuçları sadece.

 

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?

 

Hayır. Bunun için bir kaç sebebim var. Aralarında sıkı sıkıya tutunduğum en sağlam sebebim ise 35 yılımı Türkiye’de yaşamış olmam. Hayatın yarısını gezegen üstünde bir alanda geçirdim. Bence yeter de artar bile. Geri kalan yarısını ise gezegenin başka yerlerinde geçirmek istiyorum. Ege kıyısında, sıcak iklim, deniz havası ile geçen yarı ömre karşılık karasal iklimde, dağın yamacında bir ormanın içinde denizden uzak yaşamayı istedim. Sonum yaklaştığında tüm hayatımı aynı düzlemde harcadığıma pişman olmak istemiyorum.

 

Eklemek istediklerin….

 

Bu gezegen bizim evimiz, yuvamız. Bu yüzden sınırlara, isimlere takılmadan gezmek, görmek, yaşamak gerek. Bizler ağaç değiliz, toprağa bağlı köklerimiz yok. Canımız istediğinde hareket edebileceğimizi, göçebe olabileceğimizi unutmamak gerek.

 

Tüm bu felsefeyi bir kenara bırakırsak, ne kadar uzaklaşsam da, ne kadar yürüsem de, ne kadar bilmediğim yerleri görsem de kendimi bulmaktan başka bir kazanımım olmadı gibi geliyor. Kendinizi bulabileceğiniz yerleri keşfetmeniz ümidiyle, sevgiler.

 

Buraya kadar okuyanlara da sorularla karışık bir şarkı hediyesi gelsin.

 

Diğer göç hikayelerini okumak için bu linke tıklayın..
http://bilinmeyenrota.com/yurtdisinda-yasam/goc-edenler/

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Yorumunuz
Adınız