Uçmakdere Yamaçparaşütü

Uçmakdere Yamaçparaşütü

 

İlk adımlar önce biraz tereddütle sonra daha hızlı ve koşarak.. Ardından yer ile teması kesilen ayaklar, rüzgarın tenine usul usul değişi ve sessizlik. Sessizlik ile gelen huzur. Hiç sessizlik ile huzur gelir mi? Hele benim kadar çok konuşan biri bunu der mi?

Önceden huzuru tarif et deseler, dalgaların sesi ya da ormanda kuş cıvıltısı filan ya da yolda olmak derdim. Şuandan itibaren yolda olmak ya da yamaç paraşütü ile gökyüzünde süzülmek diyorum. İlk kez yamaç paraşütünü Tekirdağ Uçmakdere’de deneyimledim. Neden bu kadar geç kalmışım?

27 gezgin arkadaşla birlikte gerçekleştirdiğimiz Trakayadazaman turunun başlangıcı idi. Evet başlangıç 🙂 Çorlulu bir birey olarak seyahatlerimde belki de tek kadın seyahatin en güvenli bölgelerinden olup hep geri plana attığım Trakya’ya, farklı bir açıdan bakacağımın ilk işareti oldu bu uçuş.

Önce atlayışı gerçekleştireceğimiz tepede durduk. Sporcuları ve hazırlıklarını izledik. Demek böyle oluyormuş diyip manzaranın keyfini çıkardıktan sonra, aç karınlarımızı doyurmak Tekirdağ köftesi yemek için koşturarak aşağıya indik. Hiçbirimizin sabrı yoktu zira. Köfte ekmekler fazlasıyla büyük olduğu için köftelerini yiyip ekmeklerini bıraktım. (Evet canlarım şaşırmayınız yılda birkaç kez et yiyorum ve rahatsız olmadan yiyebildiğim etlerden birisi ise Tekirdağ köftesi).

Hah ne diyordum atlayış değil mi?! Kendimi hemen ilk atlayış yapacak gruplardan birisine yazdırdım. Böyle bir deneyimi ilk yaşayanlardan olmak için can atıyordum. Hocalar ekipmanları hazırlarken, ben  de hem kamp alanını inceleyip hem de yavru köpüşlerle vakit geçirdim. Hocalar isimlerimizi seslendiğinde ise hemen minibüse doluşup, tepeye çıktık. Malesef çekim yapmaya uygun kameram olmadığından ve telefonumuda cebim olmadığı için taşımaya cesaret edemediğimden size janjanlı selfieler sunamayacağım. Göstereceklerim tamamen hissiyatlarım. Hoop en başta ne demiştim. Huzur!

ucmakdere

Kalp atışlarım bir an bile hızlanmadı aksine yavaşlamış bile olabilir. Saatlerce havada öyle asılı kalıp, manzarayı seyredebilirdim. Öyle düşüşte olduğumuzu filan hiç hissetmedim. Eğer yere yaklaştığımızı algılamıyor olsam havada asılı kaldık sanabilirdim. Tarif edilemez bir dinginlik ve huzur vardı üzerimde. Dinginken ben normalde susmayan çenem kapanır. Konuşasım gelmez. Bu da sadece yelkenlideyken, yoldayken ya da sevgiyle uyutulduğumda olur. Ha çok kişi der zaten seyahatteydin. Öyle değil işte. 4 günlük yol, yol değil benim için. Yol diyince çekip gideceksin, bir kaç ay gelmeyeceksin. Herşeyin değiştiğini bilecek ama hiçbişeyin değişmediğini umut edeceksin. Umut! Başarmak için en büyük destekçi. Umutlarınla birlikte paraşütle Uçmakdere’den atlayıp Rishikesh’de ineceksin. Bir daha da asla dönmeyeceksin!

Derken bir uyarı “İnerken koş Tuğçe aynı kalkıştaki gibi sakın durma”. Usulca bir süzülüş. Koşar bir kaç adım ve yine başladığım yerdeyim. Merhaba dünya ben geri geldim!

parasut_inis

Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla

tugce makarnaci