Yelkenli Seyir Günlükler – Kısım 1

Yelkenli Seyir Günlükler – Kısım 1

 

Meksika‘dan Panama’ya kadar gerçekleştirdiğim yelkenli seyir boyunca tuttuğum günlüklerin birinci bölümü…

 

Açılmaya 9 gün kala (11.02.2017)

 

Tekneyi gördüğümde ufak bir şok geçirdim. Eski olacağını biliyordum ama bu kadar harap halde olabileceğini tahmin etmemiştim. Teknenin içinde her yer her yerde. Çıfıtçı pazarı gibi. Motor değişiyor, kolay değil ama peki ya tuvalet. Kapısı bile bir tahtanın üstünde duruyor.

ekip

Yapılacak işler kervanından bugün şansıma boya düştü. Pek severim boya yapmayı. Duyunca atladım zaten. Teknenin ahşapları kötü durumda olduğu için herhangi bir yağmurda ya da dalgada içeriye fazlasıyla su giriyor. Bu nedenle tüm eşyaların özellikle uyku tulumu ve elektroniklerin kuru tutulması, mümkünse dry bagde saklanması gerekiyor. Bu durumu az da olsa önleyebilmek için güverteye kanvas kumaş germişler. Biz de bunu boyadık. Yalnız ben düzgün olsun yaptığım iş kendini göstersin diye uğraşırken, biraz fazla boya kullanmışım. Boya azalınca, kıç kısmın en çok kullanılan kısımlarına daha az boya kullandım. Neyse yine de güzel oldu.

Açılmaya 8 gün kala

Yarın açılıyoruz. Heyecan dorukta. Özellikle Emre. Yiyecek listesinin yapılması gerekiyor. Önce böyle bir sorumluluğu almaya çekinmiştim ama bazen istemediğin işleri yapmak durumunda kalabiliyorsun. 1 ay boyunca hiç tanımadığın 5 kişinin ne yiyeceğine ve ne kadar yiyeceğine kadar vermek ayrı bir sorumluluk, miktarı ne az ne de 30 günden fazla olmayacak şekilde ayarlamak ayrı bir sorumluluk, bir de domates, avakado gibi erken bozulan gıdaların miktarını doğru ayarlamak ayrı bir sorumluluk.

Rupert çok fazla kaşınıyor. Umarım bulaşıcı bir hastalığı yoktur.

Bugün suya düşünce kendimi nasıl bağlayacağımı ve halatların nasıl toplanacağını öğrendim. Halatları benim bildiğim sistemden daha farklı ama yine benzer bir şekilde toplanmasını istiyor Simon. Herkes aynı şekilde toplarsa, gecenin bir yarısı karanlıkta açmak zorunda kalınca kimse zorlanmaz diyor. Mantıklı.

Kendimi biraz kötü hissettiğim için tekneden erken ayrıldım. İşleri biraz yarım bırakmışım gibi oldu ama yarın açılacaksak bugün iyice dinlenmem lazım. Hasta olmak istemiyorum.

 

Açılmaya 7 gün kala – Tekneden sidik şişesi çıktı

Gece neredeyse hiç uyuyamadım. Boğazlarım acıyor. Uykumda nefes alamıyorum. Kaptana söylesem fena olmaz ama benim yüzümden işleyişin durmasını da, zayıf halka olmayı da istemiyorum. Emre biraz durumdan endişeli. Söyleyelim diyor, karşı çıkıyorum.

Gece yarısı aklıma gelip hazırladığım excel tablosu ile hesap epey kolaylaştı. Geriye alışverişin yapılması ve tekneye taşıma kısmı kaldı. Biz alışverişi yaparken, Oz ve Simon teknenin kalan işlerini halledecekler ve bu akşam yola çıkacağız. Bu akşam yola çıkamazsak, gelen hava dalgası sebebiyle yolculuk cumartesi ya da pazara kalacak.

Rupert kaşınmasının sebebini cilt kuruluğu olarak söyledi, bana pek öyle gelmedi ama doktor olmadığım için de bir şey iddia edemem. Dediğine güvenmek zorundayım.

Alışveriş tahmin ettiğimden daha uzun ve yorucu oldu. Emre’nin alışveriş listesini müdüre verip göstermesi ile, yanımıza birer tane yardımcı tahsis edildi. Neyden ne kadar olacağını söylediğimizde, hem reyonlar arasında ararken vakit kaybı yaşamadık hem de doğru miktarların toplanmasına yardımcı oldular. Zaten 400 litre suyu tek başımıza kasaya kadar bile taşımamız mümkün değildi. Üstüne bir de marketin kamyonunun bize tahsis edilmesi ve tekneye kadar tüm yiyecekleri taşımaları da cabası oldu. Fiyatta makul tuttu. Tekilasından, fındık fıstığına kadar herşey kişi başı 150 dolar. Tüm yiyecekler teknenin üstüne konduğunda sancak tarafının neredeyse tamamını boydan boya kapladı. Yerleşecek mi diye düşünürken, nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde onlar da halloldu.

Teknenin içerisine bir kısmını yığdık, taze gıdaları hamaklara astık ama önce yerleştirilecek bölmelerin tamamlanması lazım. Bu bölmelerin birinin içinden Oz’un sidik şişesi çıktı. Yan teknedeki adam için çişini şişede saklıyormuş. Adam da gübre filan bir şeyler yapacakmış…

Marina tam bir mezarlık gibi. Ölmek üzere olan yürüteçle ya da bastonla yürüyebilen adamlar ve kaniş köpekleri ya da genç sevgilileri birlikte teknenin içerisinde yaşıyorlar ama hiç açılmıyorlar. Hatta o kadar ki, teknelerin sağı solu saksı çiçekleri ile dolu.

 

Açılmaya 6 gün kala

Dün teknedeki ilk gecemdi. Erkenden yattım. Bir önceki gece hiç uyumamış olmamdan dolayı, erken yatmak ve dinlenmek istedim. Nefes almak yine zordu. Rahatsızlığımdan mı yoksa baş aşağı yatmış olmaktan dolayı mı bilmiyorum 1 gibi uyandım. Başım çok ağrıyordu. Baş aşağı yattığım için beynime kan mı toplandı acaba? Çok da fazla bir açı farkı yoktu halbuki, 5 decere filan. Kafamdaki buff mı sıktı yoksa bilmiyorum. Güzel kısım ise, yeni aldığım uyku tulumu oldukça sıcak tutuyormuş.

Dün aldığımız konservelerin etiketlerini çıkartıp, üzerlerine ne olduklarını yazmıştı Oz. Rutubet ve ıslanma ihtimalinden dolayı, seyir sırasında etiketler parçalanırsa bir daha asla konservenin içerisinde ne olduğunu bilemeyiz. Şansımıza açınca domateste çıkabilir, bezelye de. Konservelerin yanı sıra tüm yiyecekleri yelkenli içerisinde sağa sola yığmıştık ama düzenli bir şekilde yerleştirilmesi gerekiyordu. Konserveler çok olduğu için her birine kolayca erişilebilecek şekilde yerleştirdim. Taze gıdalar hamaklara asıldı. Yerleştirme işinin güzel kısmı neyin nerede olduğunu çok iyi şekilde biliyorum. Dezvantajı ise benden başka kimsenin bilmemesi. Herhangi bir şeye ihtiyaçları olduğunda sürekli bana seslenmesinler diye, raflarda neler olduğuna dair etiketler hazırlayıp onları yapıştırdım.

gres yağı ile eğlenirken

Günün en keyifli işi ise eski kilitlerin yağlanması oldu. Gres yağı ile oynamak pis olduğu kadar zevkliymiş. Tam bir meditasyon gibi.

Uzun zamandır fokların seslerini duyuyordum ama yakından görememiştim. İnsandan uzak, insanların da girişinin olmadığı bir alanda dolaşıyorlar ama sesleri limana kadar geliyordu. Seslerini her duyduğumda yakından görebilme arzusu ile yanıp tutuşuyordum. Derken nasıl olduğunu anlamadığım bir anda koca gövdesi ile zıplayıp kendisi iskelenin üstüne atıverdi bir fok. Anın tadını çıkartmak yerine fotoğraf makinesini almaya tekneye koştum. Döndüğümde iskelenin yanındaki teknenin kaniş köpeği havlayıp foku kaçırmış, fok şaşkın gözlerle suyun içerisinden foka bakıyordu. Keşke kalıp biraz daha izleseydim. Seyir sırasında başka fok görür müyüz bilmiyorum ama göç mevsiminden dolayı bir çok balina göreceğimizi umuyorum.

 

Açılmaya 5 gün kala – Seyahat Sigortası Doktor Göndermedi

Sabah şiddetli ishal ve mide bulantısı ile uyandım. Sabah 8 de kustuğumda dün gece 8de yediğim akşam yemeği hala midemdi. Sindirilmemiş. 12 saat boyunca yemeğin midede kalması normal mi? Ardından saat 10 gibi tekrar istifra ettim ve hala akşamki yemekleri çıkartıyordum.

Çıkartacak daha fazla bir şey kalmayınca güverte ile teknenin ahşap gövdesinin arasında yalıtımı sağlayan silikon gibi maddenin sökülmesine yardımcı oldum. Yalıtımı güçlendirmek için bu maddeyi temizleyip, yenisi ile doldurmamız gerekiyor. Zaten yalıtımın güçlü olmadığı ahşapların durumdan dolayı ortada. Çalışırken, kendimi kötü hissetmeye başlasam da elimden geldiğince devam ettim. Ben zayıf kız olmak istemiyorum ve bu işi başarmak istiyorum. Enerjimin son damlasına kadar kullanmaya niyetliyim.

Durumu farkeden Emre beni yürüyüşe çıkarttı. Elektrolitlerin su kayıplarını önlemekte ne kadar yardımcı olduğunu acı bir tecrübe ile Hindistan’da dizanteri olduğumda öğrenmiştim. Neyse ki şimdi oldukça modern bir ülkede Meksika’dayım.

Üçüncü istifrada ise artık dün geceden daha fazla yemek kalmamış, elektrolitleri çıkartıyordum. Eh neyse en azından çilek tadı geliyor artık ağzıma.

Emre’nin bunun bir takım işi olduğu, herkesin her işi yapmak zorunda olmadığı, herkesin yeteneklerine göre ön plana çıkacağı, kimseye bir şey ispatlamak zorunda olmadığım, iyileşene kadar dinlenmem gerektiği gibi telkinlerinden öte, oturduğumuz kafede tüm kaslarımın tamamı titremeye, ve üşümeye başladığımda gidip dinlemem gerektiğini anladım.

Kamaranın kapısının tam yanında motor tamiratı yapılması, egsoz değişimi olmasına rağmen hiç rahatsızlık duymadan uyudum. Tüm kaslarım ağrıyordu. Sadece ishale karşı bir ilaç aldım. Uyudum, uyudum, uyudum.

Akşam yemeği için kalktığımda kendimi biraz daha iyi hissediyordum. Oz bana gizli tarifinden ilaç hazırlamış. Ondan içtim bol bol. Paracetemol almak istemedim. Kapsamlı sağlık sigortası yaptırmıştım onu aradım. Önce tamam doktor ayarlıyoruz dediler. Sonra ikinci bir telefon geldi, seyahatiniz 92 günü aşmış kapsam dışındasınız dediler. İyi de ben bu sigortayı 6 aylık yaptırdım. Baştan uyarın madem. 92 günü geçtikten sonra Türkiye’ye girip çıkmam gerekiyormuş ki, sigorta yeniden aktif olsun. Çok sinirlendim. Böyle geri zekalıca bir şey olabilir mi? Dünya turuna çıkanlar ne yapıyor.

Sinirlenince birden, iyileşiverdim.

 

Açılmaya 4 gün kala – Yelkenli su alıyor

Sabah çok daha iyi uyandım. Burnum hala tıkalı ama kendimi daha iyi hissediyorum. Tüm gün dinlendim.

Marinayı kapamışlar. Fırtınadan dolayı. Çıkışlar yasak.

Yalıtım için çalışmalar devam etti.

Oz muhteşem bir balık köri yaptı ama midem almadı. Yediğim iki lokmayı da kustum. Halbuki çok lezzetliydi. Keşke yiyebilseydim.

Akşam yemeği esnasında acil durum vakalarını ve vardiyaları biraz konuştuk. Acil durum seneryosundan öte korku filmi senaryosu gibiler. İlk kural ne yaparsan yap suya düşme. En önemli şey bu. Acil durum ve yelkenliyi terk etmemiz halinde ilk alınacaklar mineral kaybını önlemek için elektrolitler, sular, enerji vermesi için atıştırmalıklar (çikolata ve fındık, fıstık) ve tabii ki en önemli şey pasaportlar. Pasaportları Simon’a teslim ettik. Tiger Cage’de (aslında dog house ama eski sahibi tiger cage adını vermiş) saklayacak. Acil durum halinde aramak durumda kalmadan hemen alıp çıkabileceğiz.

Vardiyalar biraz zor olacak, gündüz vardiyası 4 saat çalışma 4 saat dinlenme. Gece vardiyası ise 3 saat çalışma 3 saat dinlenme. Boş olduğunuzda dinlenebildiğiniz kadar dinlenin diyor Simon. Çalışırken ki, enerji ve konsantrasyon her şeyden önemli. Simon sürekli ayakta ve bir şeylerle ilgileniyor olacak, Emre ve Oz ise vardiya lideri. Bu bağlamda ben ya vardiyada Emre ile olacaktım ya da Oz ile. Emre ile daha önceki seyirlerde yaşadığımız ufak vakalardan dolayı hem birlikte vardiya tutmamanın daha mantıklı olacağına hem de birlikte vardiya tuttuğumuzda ekiple kaynaşamayacağımıza kanaat getirdik. Ayrıca yaşlı Oz’dan öğreneceğim çok fazla şey var. 1 ay boyunca aynı teknede olsak da, çok az görüşebileceğiz.

Gecenin en keyifli konusu ise, yandaki teknede yaşayan adamın Rupert’a sizin yelkenlide iş niye bitmiyor demesi oldu. Marinada yaşamalarına rağmen o kadar uzaklar ki, denizden ve tekneden.

Gece yağmur bastırdı. Kaldığımız kamaradaki yatağın üstünden su akıtıyor. Ben de çözüm olarak plastik torbalar yapıştırdım, sular içerisine dolsun diye. Kısmen başarılı oldu. Uyumadan önce yaptıklarım çok başarılı oldu ama diğerlerini uykumun ortasında kalkıp yaptığım için üstüme akmaya devam etti. Saçlarım çok ıslandı. Hasta olmasam umursamam da, daha fazla hastalanmak istemiyorum daha tam iyileşememişken. Emre’nin yattığı taraf kuru. Emre’yi defalarca uyandırmaya çalıştım. Alkolden dolayı uyanmadı. Suların içinde kaldım.

Tekne yağmurda bile bu kadar su alıyorsa, dalgalarla boğuşurken ne olacak?

Açılmaya 3 gün kala

Evrak işleri sürüyor. Liman kapalı olduğu için ofistekiler de çalışmıyor. Pazar günü de çıkamayabilirmişiz, işler yetişmese. İşler biraz sıkıcı bir hal almaya başladı. Simon araya birilerini sokmaya çalışıyor.

Açılmaya 2 gün kala 18.02.2017 –  Fok geldi…. 

Burnum hala tıkalı ama kendimi daha iyi hissediyorum. Limanın kapalı olması biraz işime geldi. Hastalığı üstümden attım.

Yan teknedeki Fransız ve başka bir teknede kalan İtalyan Gerardo ile muhabbet ettiğimde yelkenlide otopilot olmadığını öğrendiklerinde ve vardiya ile dümen tutacağımızı anlattığımda küçük bir şok yaşadılar. Radar var mı radar diye sorduklarında ise kalp krizi geçirmesinler diye, bazı elektronik aletler var dedim ama radar olmadığını söylemedim. Deli işi, bu iş yapılır mı filan diyip durdular. Herhangi bir endişem yok. Korkmuyorum.

Yarın açılacağımız için bugün çıkıp elde kalan tüm pesoları harcamaya niyetlendik. Rupert, Emre ve ben kahve içmeye gittik. Kahveleri Rupert ısmarlayınca, pesolarla ne yapacağımızı şaşırdık. Sonunda Meksika’ya geldiğimizden beri aradığımız moka potu bulamasak da, french press aldık. Kahve sorunu da çözüldüğüne göre, artık açılabiliriz.

Bugün Simon yeni halatların ucunu nasıl dikeceğimi, piyan dikişini öğretti. Bugünlerde pek kullanılmıyor, herkes halatın ucunu yakıyor ama ben hem piyan dikişini hem de ucunu aynı anda ucunu yakmayı tercih ediyorum dedi. Keyifliydi. Tam boş zaman aktivitesi. Teknenin içinde canın mı sıkıldı, ucu dikilmemiş bir halat mı var, al takıl.

Bugün teknenin yanına fok geldi. Teknenin kenarındaki küçük balıkları avlamaya çalışıyordu. 10-15 dakika boyunca teknenin yanında yüzdü durdu. Elimden geldiğinde kameraya kaydetmeye çalıştım, bir noktada göz göze geldik ve sanırım benden biraz rahatsız oldu. Sonra bir daha da gözükmedi.

Dün yasal olarak Meksika’dan çıkışımız yapılmış. Ayın 17si itibariyle Meksika dışında gözüküyoruz ama tabii hala Meksika içerisinde dolanıp duruyoruz. Yarın liman açılırsa, çıkış yapabileceğiz.

Kerosen eksiğimizden dolayı Simon biraz endişeli. Ne kadar arasak tarasak da, bir türlü kerosen bulamadık. Ocak eski tip olduğu için kerosen ile çalışıyor ve eğer yolda biterse, yemek pişirme ihtimalimiz kalmayacak. Walmarta kerosen ve gres bakmaya giderken, Gerardo ile karşılaştık. Bizi aracıyla kendisinin götürebileceğini söyledi. Yağmurda o kadar iyi oldu ki. Bildiği tüm dükkanlara bizi götürdü ama keroseni bir türlü bulamadık. Ofisinin yanında bildiği bir yer olduğunu, saat itibariyle o an kapalı olduğunu ama yarın ofisine gittiğinde bizim için alabileceğini söyledi. Limanda durmaktan çok sıkıldım ama kerosen için bir gün beklemeye daha razı olabilirim.

Akşam yemeğinde konu döndü dolaştı köpek balıklarına geldi. Yanından geçeceğimiz Guadalupe adası köpek balıkları ile meşhurmuş. Bazı köpek balıkları teknenin altında günlerce gözükmeden bizimle birlikte seyahat edip, sonra günlük güneşlik bir yerde yüzmeye karar verdiğimizde küçük bir ısırık alabilirmiş. Gözlerimi büyüterek dinlediğimde, korkma diyorlar. Bazen ciddi mi söylüyorlar, benimle dalga mı geçiyorlar anlamıyorum.

Açılmaya 1 gün kala

Sabah yağmur ile uyandım. Akşam yeniden düzenlediğim torbalar ile gece ıslanmadık. Torbaların bir kısmı dolmuş, boşaltmak gerek.

 

Şimdiye kadar okuduklarınız seyir öncesi hazırlıklardı. Yelkenli seyirde başımdan geçenlerin genel özetine, seyir günlüklerine aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Yelkenli Seyir – Meksika’dan Panama’ya

Yelkenli Seyir Günlükler – Kısım 2

YELKENLİ SEYİR GÜNLÜKLER – KISIM 3

 

Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla

tugce makarnaci