Yelkenli Seyir Günlükler – Kısım 2

Yelkenli Seyir Günlükler – Kısım 2

Meksika‘dan Panama’ya kadar gerçekleştirdiğim yelkenli seyir boyunca tuttuğum günlüklerin ikinci bölümü…

Yelkenli Seyir 1. Gün

Beni deniz tutuyormuş. Açıldıktan yarım saat sonra feci bir şekilde midem bulanmaya başladı. Önce makineden gelen koku sanmıştım. Değilmiş. Tüm gün kusmak ve uyumaktan başka bir şey yapamadım. Teknenin güvertesinde biraz daha iyi hissediyorum. Şu an düşünüyorum gerçekten bir deliliğe mi kalktım diye. Olsun yine de güzel bir delilik.

İlk vardiyayı Emre ve Rupert aldı. Kötü olduğum için sanki normalden çok çalıştılar gibi geldi. Çünkü vardiya öncesi yine dümende onlar vardı. Emre’ye sorduğumda önce şakayla karışık evete yakın bir yanıt verdi, sonra böyle bir şey istemeyeceğim için yapmayacağına dair bir yanıt. Kayırma istemediğimin farkında olması güzel.

Görevli olduğum ilk vardiya 18-21. Simon dilersem daha fazla dinlenebileceğimi söyledi. Kusmaktan başka hiçbir şey yapamasam da vardiya saatinde yerimde olmak istedim. Hem vücudumun düzene alışması için hem de sorumluluklarımın bilincinde olduğumu göstermek için.

 

Seyir 2. Gün

Gece vardiyasında (12- 03) biraz daha iyi hissettim kendimi. En azından dümen tutabildim. Dümen tutmak tahmin ettiğimden daha keyifliymiş, özellikle gece. Geceleri insanların hata payı daha çok diyorlar ama açık havada her şey çok net gözüküyor gibi geldi bana. Özellikle yıldızların altında. Dümen tutmadığım zamanda gözcülük yapmak beni zorluyor. Çok uykum geliyor. Göz kapaklarımı açık tutmak bile imkansızlaşıyor. Sanırım işin sırrı yiyip içmekte ama onun için önümde biraz zaman var. Şuan yeme fikri bile midemi bulandırmaya yetiyor.

Sabah vardiyasında (06-10) bir nebze daha iyi uyandım. En azından artık kusmuyorum ve bir başarı hikayesi olarak yarım elma yiyebildim. Güvertede iki tane kalamar bulduk. Akşamki dalgalarla gelmiş olmalılar. Denize attık, neden yemedim anlamadım.

Vardiya sırasında Amerikan savaş gemisi tatbikat yapacaklarını ve ateş açacaklarını anons etti. Simon’ın sakin tavrı beni benden aldı, aynı zamanda da güven verdi. Gemiyi göremesekte neden etrafta olduğumuza dair irtibata geçmedi? Lokasyonu kontrol ettikten sonra epey uzakta olduğumuzu söyledi. Güzeeel!!!!

Simon ve Oz çok iyi dümen tuttuğumu söylüyorlar. Nedense bende becerebildiğimi hissediyorum ama içimdeki eski beyaz yakalı iltifata alışık değil. Motive etmek için mi söylüyorlar diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Umarım İngiliz ve Avustralyalı denizcilerin beyaz yaka saçmalıklarıyla işi yoktur.

Ben hariç herkes yunus ve balina gördüğünden bahsedip duruyordu, sonunda ben de gördüm. Dümen tutarken gelen şiddetli su sesi ile kafamı iskeleden yana çevirdiğimde 100 metre ötede hoplayıp zıplayan koca cüsseleri gördüğümde heyecandan yerimden zıpladım. O kadar büyük vücutları ile akrobasik hareketler yapıp ilerleyişlerini izlemek keyifliydi.

Sabahtan kavança atıp, camadan vurmuştuk. 14-18 vardiyasının değişiminden kısa bir süre sonra asimetrik balonu taşıyan makara direkten koptu. Uyumaya aşağı inen çocukları apar topar yukarı çağırıp şekilden şekile giren balonu topladık. Yerine küçücük bir yelken taktık. Balondan sonra o kadar küçük yelken o kadar komik durdu ki… Simon bir kaç saat dinlendikten sonra ben dümendeyken teknenin direğine çıktı. Dengesizleşen teknenin dümenini tutmak zor, Simon’ı dengede tutmak daha zor. Çıkarken çektiği selfieler ile biraz rahatlayınca, daha iyi hissettim. Bir sıkıntı olmadan halletti. Balon olmamasına rağmen yine de oldukça hızlı gidiyoruz, bir ara 12.9 knota ulaştık. Ortalama ise 7 civarı. Böyle gidersek beklediğimizden daha hızlı varacağız.

Yemek yiyemezken, yemek hazırlamak tam bir işkence. Tadına bakmadan hazırlayabileceğim en hızlı şeyi yapıp geçiyorum. Çocuklar kendilerine göre sosla lezzetlendiriyorlar. Bugün ilerleme kaydedip toplam 1 elma ve 2 adet bisküvi yedim.

Anne Marie

 

Seyir 3. Gün

Hava güneye indikçe güzelleşeceğine kötüleşiyor. Dalgalar giderek büyüyor, 4 metreye ulaştılar. Belki okyanus için hala büyük değiller ama benim için büyük.

Gece vardiyasında dümen tutmadığımda gözlerimi açmak zorlaştı. Üzerine bir de halisünasyonlar eklendi. Rüya değil net bir şekilde gözlerim açıkken gördüm, Emre’nin geldiğini ona bir şey verdiğimi ve ardından film efekti gibi transparanlaşıp silikleştiğini ve yok olduğunu. İnsan uykusuzken halisünasyon görür diyorlar ama benimki sanırım açlıktan.

Tekneyi dengelemek için arkasına 20 metre halat sarkıttık. Hem arkadan gelen dalganın şeklini bozup, üzerimize kırılmasını engelliyor, hem de dalgaların için de daha düz gitmesini sağlıyor.

Balonu çıkartıp yerine yine o küçük yelkeni taktık, bunları yaparken Rupert’ın boşladığı halat yeni ve kaygandı. Bir anda ne olduğunu anlamadan iki parmağının arasını yardı. Eli kötü oldu. İyi ki eldiven almışız. Ekipman önemli.

Benden başka kimsede çizme yok. Emre’nin ayakları tamamen ıslandı. Üşütecek diye korkuyorum. Hastayken hiç çekilmiyor.

Yumurtaların tazeliğini koruması için her gün ters yüz etmemiz gerekiyor. Tabii bunu takip edebilmek için bir takvim hazırladım. Çeviren tik atacak.

 

Seyir 4. Gün

Gece seyirinde tekneyi dengelemek için arkaya atacağımız halata yöneldiğimde Simon seslendi, sana bir şey göstermek istiyorum diye. Halatı eller misin diye sordu. Halatı ellemekten tabii ki çekinecek değilim ama gecenin karanlığında böyle bir şey istemesi acayip geldi. Meraktan elledim ve halata dokunmamla birlikte yakamozlar parladı, halat ışıl ışıl oldu. Kafamı denize çevirdim ve tekne değdikçe ışıldayan başkalarını gördüm. Bu kadar küçük bir canlının insanı bu kadar heyecanlandırması inanılmaz.

Hava kötüleşiyor. Deniz kabarıyor. Simon denizin bu kadar kabarmış olmasına anlam veremiyor. Tekne dengesizleşti. Üzerimize kırılan dalgalarla gelen su içeriye doluyor. Uyurken içeriye bir anda o kadar çok su girdi ve aynı anda tekne o kadar çok yattı ki, battığımızdan emin olarak uyandım. Uyku sersemi gözlerimi açmak zor geldiğinden, birinin bana seslenmesini bekledim. Bir yandan da acaba giyinebilecek vaktim olur mu diye düşünüyordum. Ne seslenen oldu, ne gelen giden. Uyumaya devam ettim, ıslak olarak. İlk günlerde hazırladığım plastik torbalar artık içeri giren suya engel olamıyor. Başka bir çözüm bulmak gerek, ıslak uyumak hiç hoş değil.

Tekne eski olduğundan dolayı sintine su doluyor. Çocuklar her saat başı suyu dışarıya pompalıyor. Yola ilk çıktığımızda 10-15 pompa ile boşalıyordu ancaj şimdi 40-50 arası. Başa çıkamayacakları noktada ise elektronik pompaya bırakıyorlar işi. Motor aküyü şarj edemediğinden, var olan enerjiyi pompaya harcayınca bir yerlerden kısmak zorunda kaldık. O da gece seyrinde mutlaka açık olması gereken seyir fenerleri oldu. Güvenliğe çok önem veren Simon’ın seyir fenerlerini kapatma kararı beni çok şaşırttı, aynı zamanda tedirgin etti. Başka bir gemi görünce fenerler açılıyor ama ya biz görene kadar geç olursa?

Islak uyku tulumu ile uyumaya çalışınca sinirlerim iyice bozuldu. Açlığa dayanabilirim, uykusuzluğa da ama uyuyacağım iki saatte kuru ve sıcak olmak istiyorum. Moraller düşüyor. Moralimin bozuk olduğunu gören Emre, sırayla kullandığımız yatağa küçük bir çadır inşaa etti. Daha önce paketleyip kaldırdığımız kuru uyku tulumunu da çıkarınca muhteşem bir yatak oldu. Sıcak bir uyku için çıldırıyorum.

Sabah dalgalar 10 metreyi buluyordu. Dalga dert değil de, ıslaklıktan hoşlanmıyorum. Zaten şu teknede tek lüksüm kuru olmak.

Bugün nutellalı ekmek mideme elmadan sonra giren ikinci şey olmayı başardı.

Rupert’ın eli kötü gözüküyor. Güzelce temizlemesi ve sarması gerek, aksi taktirde enfeksiyon kapabilir. Bu da hiç hoş olmaz.

Tuzdan dolayı cildim yanmaya başladı. 2 gündür yanıyor. Islak mendiil ve makyaj temizleyicisi ile temizleyip, nemlendirici ve güneş kremi sürüyorum. Umarım işe yarar.

Oz’un asıl adı Mark. Avustralyalı olduğu için adama Oz demişler ve öyle kalmış. Halbuki ben ellerinden maharet akan bu adama, Oz büyücüsü kadar yetenekli olduğu için OZ diyorlar sanmıştım. Bence yine de benim versiyonum daha çok yakışıyor, yaşlı Oz’a.

 

Seyir 5. Gün

Simon hava nasıl olursa olsun çıplak ayak dolaşıyor. Sanki ayakkabının varlığından haberi yok gibi. Bu tavrıyla biraz hobbitlere benzetiyorum ama hobbitlerin yanında Galdalf gibi kalacak bir adamı hobbite benzetmek tam bir ironi. Üşümüyor musun diye sorduğumda memleketinde lakabının “Simon no shoes” olduğunu söyledi. Kafanı serin ayağını sıcak tut lafı bu adam için geçerli değil sanırım, zira kafasında hep bir bere var ama ayaklar hep çıplak.

Kuru ve güzel bir uykunun ardından gece 3 vardiyasına çıkmak tam bir işkence gibi. Simon, Oz’un gelmesine gerek yok demiş, ah aynı şeyi bana da söylese ya. Simon’ın eşliğinde vardiya keyifli bir hal aldı. Osmanlı tarihinden Türk politikasına kadar geniş bir yelpazede bilgi sahibi. Muhabbeti çok keyifli ve bilgili bir adam.

Bana kaplumbağaların göç mevsiminde beraber hareket ettiklerini ve uyurken kendilerini akıntıya bıraktıklarını anlattı. Bir gün yüzlerce kaplumbağa uyurken tekne ile geçerken, uyandıklarını ve aynı anda suyun altına daldıklarına şahit olduğunu anlattı. Kaplumbağaların göç mevsimi ne zaman bilmiyorum ama böyle bir şeye şahit olmayı bir de balinaları tekrar görmeyi çok isterim.

Hala seyir fenerleri yanmadan seyir yapmaktan pek mutlu değilim. Kabul ediyorum günde belki 1 en fazla 2 gemi ile karşılaşıyoruz, onları da görünce yakıyoruz fenerleri ama yine de risk.

Otopilotsuz bir teknede vardiya da, dümen tutmak da gerçekten denizciliğin ne kadar zorlu olduğunu anlatıyor. Gerçi eskiler teknede kadın uğursuzluk getirir derler ama onun sebebi başka yaşanmışlıklar olabilir.

Havanın sakinlemesiyle yelken basacağımızı duyan ben küçük bir hayal kırıklığı yaşadım, çünkü vardiya bitiminde diğerlerini be Oz’un çayını bitirmesini beklemem gerekiyor. Halbuki 4 saatlik mola bitiminde deliksiz bir uyku için sabırsızlanıyordum. Yelken basmayı beklerken Emre ile görüşecek vakit doğdu. 1.5 saatin sonunda Oz’un çay keyfi bitince yelkenleri sorduğumda, fikir değiştireceklerini diğer vardiyada basılacağını söylediler. Uyku yine yalan oldu. Neyse Emreyle 1 saat geçirebildiğim için durumdan şikayetçi değilim.

Halisünasyonlar kesildi. Bunda nutellalı ekmeğin mi, seyir fenerlerinin mi daha büyük etkisi var bilemiyorum.

Şu 5 günlük seyirden anladığım tek şey varsa, doğaya saygılı olacaksın. Doğayı değiştirmeye değil, onunla bütünleşmeye çalışacaksın. Aksi takdirde var olamazsın.

Güneşin açması, kuru uyku tulumu ve küçülen dalgalar ile moral düzeliyor. Hala yorgunluk var. Güzel bir uykuya ihtiyacım var.

Dümen tutarken ikram edilen portakalın kabuğunu denize attıktan iki saniye sonra Poseidon’un tükürürcesine tam olduğum noktaya sırılsıklam eden bir dalga göndermesiyle kahkahalara boğuldum. Sanki attığım kabuğu kafama geri fırlatır gibiydi.

Su bitti. Tatlı suyumuz kalmadı, halbuki ben tasarruf etmek için mümkün olduğunca az kullanıyordum, meğer depo delikmiş. Bilseydim rahat rahat kullanırdım. Ellerim, tırnaklarım pis. Temizlik için sadece antibakteriyel jel ve ıslak mendil var.

 

Seyir 6. Gün

Simon direkte

Sabah erken saatlerde elf gözlerim uzaklarda uçak balıkları gördü ve ardından da tuna mı yunus mu olduğuna emin olamadığım başka balıklar. Şeklen yunusa benzeseler de, boyut olarak tuna kadarlar.

Üstümde feci bir yorgunluk var. Ekip tamamen yorgun. Gündüzleri 4 saat çalışıp, 4 saat dinlenmek, gece ise bunun 3 olması vücudu çok yoruyor. Ekibe katılması beklenen diğer eleman da gelmiş olsaydı, şu an 4 saat çalışıp, 8 saat dinleniyor olacaktır. Her şey daha farklı olacaktı.

Rüzgar kesti, motoru çalıştırdık. Eğer yeniden rüzgar çıkmazsa, harcadığımız yakıtı almak için Acopulco’ya girmemiz gerekecek. Öyle olursa belki de hayalini kurduğum pizzalarını yeme şansını yakalarım. Hayal kurarken canım her türlü yemeği istiyor da, iş gerçekten yemeye gelince hala elmadan fazlasını midem almıyor. Bugün haşlanmış bir patatesin yarısını yedim sanırım. Sonra da denize geri bıraktım. Gece yakamozları kirletecekmişim gibi hissedip, ağzıma gelenleri tutmaya çalışıp sonunda yine istifra etmem acayip hissiyatlar uyandırdı zihnimde.

Rüzgar bir durup bir canlanıyor. Dave dedikleri balonu indirip, yerine başka bir balon bastık ama balon o kadar büyüktü ki direği esnetince, direk kırılmasın diye indirip yeniden davei bastık. Aynı anda 11 yelken basılabilen bu teknede balonun direği zorlamasından ne kadar devasa olduğu kolayca hayal edilebilir.

Tüm gün motor üstünde çalışıp yorulan yaşlı Oz’u gözleri ve ağzı yarı açık halde yatakta dümdüz uzanmış halde bulduğumda bir an öldüğünü düşündüm. Ölürse ne yapmak gerekir acaba? Muhtemelen en yakın limana gidip, cesedi göstermek gerekir. Ama Oz’a sorsak eminim denize atın gitsin der.

Plastik ve yağ atıklarını kenara ayırıp, organikleri denize sallıyoruz. Camları ve tenekelerin de denize atıldığını görünce küçük bir şok yaşadım. Marpol’e göre belirli bölgeler dışında cam ve teneke denize atılabiliyormuş. Olur mu canım öyle şey. Ne kadar saçma!

Gece nöbetlerinde Oz ara ara gözden kayboluyor. Bir şey olacak diye korkuyorum. Nerede olduğunu göremiyorum tam olarak, sanırım teknenin en ucuna gidiyor. İşiyor mu acaba?

 

Seyir 7. Gün

Simon herkes için sırayla gece 3-6 nöbetini tuttu ve dün gece sıra bana geldi. Bu da hem gece 12’den sabah 10’a kadar uyumam hem de Emre ile birlikte uyumam anlamına geliyor. Uyku sadece bana değil tüm ekibe o kadar iyi geldi ki;herkes canlandı, tazelendi. Hatta öğle saatinde Simon’ın hazırladığı muhteşem ispanyol omletini de yiyebilince dünyadaki en mutlu insan oldum. YAŞASIN YEMEK YEMEK!

Rüzgar dolayısıyla bir yelkenle bir motorla seyir alıp duruyoruz. Motor sesiyle uyumak dert değil de, sıcaklığı kamarayı yakıp kavuruyor. Motorun harcadığı yakıta göre limanlardan birine uğrayacağız. Simon Meksika’dakilerden birine girmeye niyetli, bense Nikaragua hayali kuruyorum. Keşke Nikaragua’da iki gün limanda kalsak da, şu hayalini kurduğum ülkeyi ucundan görebilsem.

Hava ziyadesiyle ısındı, dalga kalmadı. Gündüzleri şort tshirt ve can yeleksiz dolaşır hale geldik.

Oz bumbaya konan kuşlara “Mexican immigrants” lakabını taktı. Matrak adam şu Oz!

 

Şimdiye kadar okuduklarınız seyir öncesi hazırlıklardı. Yelkenli seyirde başımdan geçenlerin genel özetine, seyir günlüklerinin birinci ve üçüncü bölümüne linkten erişebilirsiniz.

 

Yelkenli Seyir – Meksika’dan Panama’ya

 

Yelkenli Seyir Günlükler – Kısım 1

YELKENLİ SEYİR GÜNLÜKLER – KISIM 3

 

Yorum ( 2 )
  1. gökhan
    26/05/2017 at 20:59
    Cevapla

    Şunun kitabı olsa alır okurum yemin ediyorum 🙂 Acayip güzel olmuş yazı, daha detaylı detaylı uzun uzun kitapta yazarsın umarım 🙂

    • tugce makarnaci
      26/05/2017 at 21:11
      Cevapla

      e-kitap yapsam mı diye düşündüm. sonra kim okuyacak ki ya dedim.. 🙂

Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla

tugce makarnaci