Yunanistan’a Göç Edenler – Caner Çelik

Yunanistan’a Göç Edenler – Caner Çelik

Caner 32 yaşında ve Atina’da yaşıyor. Türkiye’de ki hayatını bırakıp, Yunanistan’a göç etti. Tek başına bu süreçleri nasıl atlattı, kolay mı yoksa zor mu? Nasıl oluyor diye Caner ile keyifli bir söyleşi yaptık…

 

Merhaba Caner
Bize kendinden kısaca bahseder misin?

Zor la bu soru! Yani kendimden bahsedeceğim ve bunu kısaca yapacağım.

Sen yapabilir misin?

Dur deneyeyim, yedi çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuyum. Annem esrarkeş ve alkolikti, babamın evlere temizliğe giderek kazandığı üç kuruş parayı batakhanelerde bitirir sonra da babamı döverdi. Hassas bir kişiliğe sahip olan ablam bu hayata dayanamayıp on yedi yaşında prenses oldu.

Yok devenin nalı!

Bu yazıyı okuyacak olan pek çok orta yaş gibi çocukluğumu “orta direk” dediğimiz ve artık var olmayan ekonomik gelir grubuna sahip bir ailenin evladı olarak, sokakta düşmek, misket oynamak gibi bizim açımızdan nostaljik, bizden sonraki nesil içinse oldukça anlamsız gelecek bir şekilde yaşayıp, hasbelkader bugünlere gelmiş herhangi bir insan evladıyım işte.

Hikayem hiçbirinizin hikayesinden çok farklı değil, başarıyı ve başarısızlığı, aşkı ve acıyı tecrübe etmiş, düşmüş ve kalkmış, tesadüfen ölmemeyi başarmışım, aman ne başarı!

Size sizin hikayenizi anlatırsam, bu yazıyı okumanın ne anlamı olur ki?

 

Şuan nerede yaşıyorsun? Nasıl bir hayatın var kısaca tarif edebilir misin?

Kamboçya’da Kralın Sarayı’nın karşısında bir malikânede sadece dörtyü…

Yok, o başkasının yaşantısıydı!

Atina’da, Kallithea Bölgesi’nde yaşıyorum. Binaların hiçbirinin beş katı geçmediği bir bölgedeyim, bütün sokaklarda turunç ağaçları var. Güzel bir deniz manzarası var evimin, önü açık, her günün Pire Şehri’nin üzerinden batışını seyrediyorum mesela.

Tanju Okan baba burada yaşasa, ömrünü 10 yıl daha kısaltırdı manzarayı rakıya meze edeyim derken.

Begüm ve yakın zamanda Atina’da iş bulup getirttiğim kardeşim Taner ile sessiz sakin bir hayat sürdüğüm söylenebilir. İşime yürüyerek üç dakikada gidiyor, işten çıktığımda ise eve gelip balkonda oturuyor biramı içerken deniz ve ada manzarasının tadını çıkarıyorum. Pastafaryan’ım olm ben, ibadet için bira içiyoruz işte, şu saatten sonra sizi 18 yıllık single malt içiyorum diyerek kandıramam ya! (Aslında içiyorum, o başka bir keyif)

İstanbul’da olsam 4000 TL’den aşağısını ödemeyeceğim bir eve 1200 TL kira ödeyerek yaşamanın tadını çıkarıyor, Türkiye’de olsam yine iki katını ödeyerek alabileceğim arazi aracım ile arada kampa gidiyorum.

Televizyonda ne dönüyor, siyaset sahnesinde neler oynanıyor bilmeden keyfime bakıyorum.

İstanbul’da kendi evimde yaşar ve burada kazandığımdan daha fazlasını kazanan bir bilgisayar mühendisi olarak, kendimi borçtan kurtaramamışken, burada dışarıda yemekten ve içmekten korkmadığım bir hayat yaşıyorum – abartmadan elbette!

Çok sıkıcı oldu, değil mi?

Oysa ki, şu ada senin bu ada benim, yelkovan kuşlarının peşi sıra dolaşıyor, her adada yeni bir macera, yeni bir aşk yaşıyor olsaydım…

Yok lan, önünde sonunda hayat biz ne istiyorsak o’dur. Zaten doğarken hiçbir şey vaat edilmemişti, e ben de mutlu bir hayatı seçtim.

Güne keyifli başlıyor, günümün bir kısmını önümüzdeki ay da mutlu olmama yetecek kadar para kazanmak için bir şirkete satıyor, sonra ömrümden bana kalanla mutlu bir yaşam sürmek için, beni mutlu eden ne varsa onu yaparak bitiriyorum günümü.

Gülüyorum, öyleyse varım!

pastafaryan Caner

Yunanistan’a göç etmeden önce nerede yaşıyordun, neler yapıyordun?

Bostancı’nın bitiminde Altıntepe diye bir bölge vardır, Hah, tam orada 26 metrekare bir dükkanı ev yapmış yaşıyordum. Şahaneydi orası da! Bahçede 20 tane kedimiz bir tane de köpeğimiz vardı beslediğimiz. Hasta olanı eve alıp iyileştiriyorduk. Hem motorlar da bahçede duruyordu, canımız sıkıldığında motor temizliği yapabiliyorduk rahat rahat. Onun dışında Denizbank – Intertech’te yazılım geliştirici olarak çalışıyor – ki bu da her gün saatlerimi yolda harcamam anlamına geliyordu – ve motosiklet ile fırsat buldukça İstanbul’dan uzaklaşmaya çalışıyordum.

Yanlış hatırlamıyorsam seninle tanıştığımız dönemde Çek Cumhuriyeti’nden bir iş teklifi almıştın ama Türkiye’den ayrılmak istemediğin için kabul etmemiştin. Ne oldu da birden yurtdışına çıkma fikri gelişti? Neler değişti?


Yurt dışından pek çok defa teklif aldım, bizim mesleğin avantajlarından biridir, her yerde yapabilirsin işini. Gezi döneminde de İngiltere’ye gitme fırsatım olmuştu, o zaman Gezi ile beraber bir şeylerin değişebileceğine inancım olduğu için kıpırdamamıştım. Daha sonra da benzer fırsatlar oldu, geçen Haziran’da da İrlanda fırsatını teptim. Hâlâ Kanada veya Avustralya’ya başvurup da gitme şansım var mesela.

Sanırım 15 Temmuz akşamı verdim kararımı. Çevirmen/editör bir dostum ile konuşuyorduk, darbe başarılı da olsa, başarısız da olsa kaybedenin biz olacağı üzerine yaptığımız konuşmadan sonra o da eşi ve çocuğuyla yurt dışına taşınma yollarını kovalamaya başladı.

Ben de geldiğim noktada bir tane hayatımın olduğu ve onu Türkiye’de tüketmek istemediğim gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldım. Çocuğum olmadığı için kaçmam kolaydı, mutlu olmak için Türkiye’den uzaklaşmam lazımdı.

Atina’ya yerleşme fikri nereden çıktı? Neden Atina?

 

Yunanistan Türkiye’den kaçmak isteyen ama bir ayakları hep geride kalanların yeri aslında. Kendine bir sınır koymazsan, her yere gidebilir, dilediğince uzaklaşabilirsin ama seni bağlayan bir şeyler varsa, o kadar uzağa gidemezsin. Benim de ailem var elbette, annem ve babamdan çok uzağa gitmek istemedim. Birinin burnu kanasa iki saatte orada olmak ile, bir gün sonra kalkan uçak ile 15 saat uçuş yaparak gelmek arasında fark var.

Atina da bu yüzden gelebileceğim en makul yerdi sanırım.

 

Yunanistan’a yerleşme süreci nasıl ilerliyor, anlatabilir misin?

Her ülkenin kendi prosedürlerinin olması, herkesin kendi deneyimini yaşamasına, farklı bir süreçle karşı karşıya kalmasına yol açıyordur muhakkak. Bizim sürecimiz şirket tarafından kolaylaştırıldı. Biz Ocak ayında ilk iş görüşmesini yaptık, sonraki hafta ikinci iş görüşmesi ve aynı gün gelen kabul mail’i. Bir hafta sonra kendimizi Yunanistan Konsolosluğu kapısında evrak teslim ederken bulduk, dört günde vizelerimizi çıkardılar.

1 Şubat’ta Atina’ya uçtuk, şaka gibiydi!


Bu süreçte yol almak nasıldı? Yaşadığın sıkıntılar oldu mu?

Sıkıntıyı gelirken değil, geldikten sonra göğüsledik. Bizim gibi çalışmak üzere gelen iş arkadaşlarımız eşyalı ev tutarken, biz bomboş bir ev tuttuk. Çamaşır yıkayacak makinemiz, buzdolabımız, yatağımız olana kadar epeyce acı çektik. 9 ayı geçti biz buraya geleli, şimdilerde artık sıkıntıları geride bırakıyoruz. Eh, biraz da borç var Türkiye’de, onları kapatmak gerekiyor hâlâ.

Yaşadığım sıkıntıları kendi blog’umda yazdım olm, istesem de özet geçemem 🙂


Kız arkadaşınla beraber gittin değil mi? O da iş buldu mu? Beraber nasıl ayarladınız?

Begüm ile aynı şirkette aynı pozisyona başvurduk, ikimiz birden işe alındık – ki bu konuda nettik zaten, birimiz olmazsa, diğerimiz gitmeyecekti. Aslında anlatamayacağım kadar kolay oldu yani!



Yunanistan’da çalışmak Türkiye’de çalışmaktan farklı mı?

Tabi lan, manyak mısın? Fazla mesai ödüyorlar olm burada! 40 saatten fazla çalışmak için zorlanmıyorsun kimse tarafından. Pazar günü mesaiye çağırılırsan, o 40 saatin içinde bile olsa, o günkü çalışman için ekstra %75 alıyorsun. Aynı şey banka tatillerinin tamamı için de geçerli üstelik.

Yunanistan krizdeki hâliyle bile Türkiye’den daha iyi bir çalışma koşulu sunuyor insana.

yunanistan’a göç



En mühim soruya geliyorum,  Türkiye’de mi yoksa Yunanistan’da mı tatil daha çok?

Çalıştığımız pozisyon gereği Türkiye’de ki tatillerde de çalışıyoruz, Yunanistan’da ki tatillerde de çalışıyoruz. Türkiye’de ki tatillerde Yunanistan tatil olmadığı için çalışıyoruz mecburen. Vice versa, Yunanistan’da resmi tatil olduğunda da Türkiye’de tatil olmadığı için çalışıyoruz, çünkü Türkiye’de yaşayan insanların sorunlarına çözüm üretiyoruz.

Ama çok umrumuzda olmuyor çünkü burada yıllık iznimiz 20 iş günü zaten. Ayda 1,67 gün izin kazanıyorsun. Çalıştığımız departmanda izin günleri haftalık değiştiği için her ay istersen kabaca 6 günlük bir tatile çıkabiliyorsun haftalık izinlerini yıllık izinden kazandığınla birleştirerek.

Ya da şöyle söyleyeyim : Üç ayda bir 9 günlük tatil yapma şansın var burada.

İşine gelirse 🙂


Keyifler nasıl?

 

Bomba gibi! Mekânda oturup bir litre şarap istediğimde hepi topu 8 Euro ödüyorum olm, keyfim nasıl olabilir?

Kaldı ki, zihnimdeki şehir haritasında çizilmiş kalın çizgiler yok yaşadığım şehirde gitmekten imtina edebileceğim yerleri işaret eden.

Bu iyi bir şey, inan iyi bir şey!

Hep korkulur ikinci sınıf insan muamelesi görmekten, başına böyle bir şey geldi mi?

 

Buraya geldiğimizden beri gördüğümüz şey tam aksiydi. Burada herkes bizi dost/komşu olarak gördü ve kabullendi daha en baştan. Yani bir Yunan tavernasında tanıştığım Sarıyerli Stephanos Amca buldu bana oturduğum evi, eşyaları Burgaz’da ablası oturan Cihangirli Niko taşıdı, hatta eksik eşyalarım olduğunu görünce dükkanına gidip deposundan ev eşyası çıkarıp hediye etti. Moda çocuğu Aleks en yakın arkadaşlarımdan, İstanbullu Kostas bana alacağım arabayı buldu. Lan olm, böyle iyilikleri Türkiye’de görebilir miyiz gerçekten?



Özlüyor musun?

Özlemez miyim yahu? 33 yıllık hayatımın neredeyse tamamı İstanbul’da geçti. Orada dostlarım, arkadaşlarım, sevdiklerim, bir araya getirdiğim insanlar var, sosyal çevrem var. Bir şehri terk etmek keşke binaları terk etmek olsa sadece, oysa ben o şehri terk ederek beni var eden pek çok şeyi terk etmiş oldum.

Elbette özlüyorum!

Öte yandan, İstanbul da gerçekten bambaşka bir şehir, oturup da şehrin güzelliğini anlatacak değilim hiçbirinize. Kaç şair kaç dize yazdı, ben kimim ki anlatayım? Aynı zamanda da yaşanabilecek en çirkin, en yaşanılası olmaktan uzak şehirlerden biri hâline geldi son 20 yılda gün be gün, o yüzden de uzaktan özlediğim için mutlu oluyorum.



Yunanistan vatandaşlığı aldın mı? Alacak mısın?

 

Yunanistan o konuda biraz sıkıntılı bir ülke. Vatandaşlık başvurusu yapmak için 7 yıl burada yaşaman ve pek bürokratik zımbırtıyı aşabilmen lazım ama her şey çok iyi olsa bile, ne zaman vatandaş yapacakları belli olmaz.



Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?

 

Bunu zaman ve Türkiye’nin yaşadığı değişim gösterecek. Sosyo-politik değerlendirmeler ve birileri hakkında tespitler yaparak senin blog’unun yarın öbür gün hedef hâline gelmesine neden olmak istemiyorum.

Ben doğduğum toprakları seviyorum ama insanca yaşayamadığım bir yere dönmek istemiyorum.

 

Ouzo mu rakı mı?

 

Evde üç şişe rakımız var, aylardır açılmadan duruyorlar. Anlaşıldı mı? 🙂

Yaşadığın sürecin bir kısmını blogunda anlatmıştın ve keyifle okumuştuk. Devam edecek misin?

Teoloji ve gündem üzerine çok yazardım eskiden. Bir gün geldi ve yazılarım sevdiklerimin tehdit edilmesine neden oldu. O gün yazmayı bıraktım. Sonra da bir daha eskisi gibi yazamadım diyebilirim.

Eskisi gibi yazmaya dönebilirsem bir gün, anlatacak çok şey var!


Caner’in yazılarını okumak isteyenler aşağıdaki linkten erişebilirler
https://canercelik.net/

Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla

tugce makarnaci