Almanya’ya Göç Edenler – Özge Keskin ve Ufuk İğde

0

Özge Keskin ve Ufuk İğde, Almanya Berlin’de yaşıyorlar. Özge ve Ufuk, Türkiye’deki yaşamını geride bırakıp Almanya’ya göç etti.  Almanya’da yaşam nasıl, Almanya’ya göç nasıl oldu, Türklere bakış açıları nasıl merak ettim ve Özge ve Ufuk ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

 

Merhaba Özge ve Ufuk, Tanımayanlar için bize biraz kendinızden bahseder misiniz?

 

Biz 30 yaşında, evli, gezmeyi yemek yemeyi seven bir çiftiz. Üniversiteden beri beraberiz ve birkaç sene önce de evlendik. İkimiz de bilgisayar mühendisliğinden mezun olduk.

Özge : Ben Türkiye’de proje yöneticiliği yapıyordum ta ki taşınana kadar. 

Ufuk : Ben de 8 yıldır kalite mühendisi (QA) olarak çalışıyordum ve şimdilerde takım liderliği yapmaya başladım bi yazılım şirketinde.

 

Şu an neredesiniz, nerede yaşıyorsunuz? Nasıl bir hayatınız var?

 

Şu an biz Berlin’deyiz ve iki buçuk senedir burada yaşıyoruz. 

Ufuk: Ben Berlin’de iş bulunca beraber taşınıverdik. 

Özge: Ben de bi süre Almanca kursuna gittim, kendi mesleğim dışında bir şeyler yapmayı denemek istedim başka bir ülkeye taşınmışken ve şimdilerde küçük küçük birkaç şey yapmaya çalışıyorum.

 

Ne iş yapıyorsunuz orada, memnun musunuz?

Ufuk: Ben online hizmet veren bir şirkette takım lideri olarak çalışıyorum. Almanya’da iş-yaşam dengesi çok iyi, gün içerisinde yoğun oluyorum ama işten çıkınca gerçekten iş bitiyor. Eve iş götürmüyorum özetle 🙂 Ayrıca Almanya’da işler, projeler daha yavaş ve kontrollü ilerliyor. Türkiye’deki tempo ile çalışınca, yüksek performans sergilemiş oluyoruz zaten.

Özge: Ben hazır yeni bir ülkeye taşınmışken, kendi hayalimdeki işlerden birini denemek istedim . Taşınmadan hemen önce İstanbul’da Temel Yoga Hocalığı eğitimi almıştım. Onunla ilgili bir şeyler yaparım derken, ancak 2 senenin sonunda geçtiğimiz yaz parkta yoga dersi vermeye cesaret edebildim. Bir de tazecik başladığım bi arkadaşımızın çalıştığı IT şirketinde çalışanlara haftada bir yoga dersi veriyorum. Aşağıda bahsettiğim gibi bi de gönüllü bi iş yapmaktayım. Umarım yakın zamanda daha çok ders verip, geçinebilecek kadar para kazanabileceğim imkanlar yakalarım. Son zamanlara kadar kendi alanımda da iş bakıyordum. Bi süre denedim ama olmayınca orayı bıraktım. Ve diğer yandan bu fırsatlar da yoluma çıkınca onlar bana umut verdi. 

 

Almanya’ya göç etmeden önce başka ülkelerde yaşadınız mı?

Özge: Ben üniversitedeyken Erasmus programı aracılığıyla 5 ay Budapeşte’de yaşadım. 

Ufuk : 14 yaşıma kadar yurt dışında yaşadım. Babamın işinden dolayı Suudi Arabistan’da doğup büyüdüm ve 14 yaşımda liseyi okumak için Antalya’ya yerleştim. Oradan üniversite için İstanbul ve şimdi de Almanya’ya göç ettim, Berlin’deyim.

Çöpleri doğru ayırmak adeta bilgi birikimi gerekiyor. Artık evde 4 çöp var.

Almanya’da yaşam nasıl? Özellikle yeni jenerasyon göç eden birisi olarak uyum sağlamak nasıldı? Türklere bakış açıları nasıl biraz bahsedebilir misiniz?


Özge: Kolay olmadı. Doğduğun alışık olduğun şehri, toprakları, dili bırakıp yeni bir ülkeye göç etmek hiç kolay değilmiş. Günlük basit işleri hallederken bile her şeyi sıfırdan öğrenmek gerekiyor; ev bulma, hastaneye gitme, eve internet bağlatma, belediyeye gitme, ev eşyası alma monte etme (buralarda herkes montajı kendi yapıyor iş gücünün çok pahalı olmasından ve öyle alışkın olduklarından), faturaları ödeme, sigorta yaptırma vs. Eskiden hiç düşünmeye gerek kalmadan bi çırpıda hallettiğimiz işler için burada randevu alıp birkaç hafta beklemek gerekebiliyor. Her şey bizim alıştığımızın aksine çok yavaş işliyor Almanya’da. Bizdeki Akdeniz, Orta Doğulu aceleciliği, tez canlılığı burada yok. Bu yeni düzeni öğrenip anlayıp küçük işleri tamamladıkça kendime güvenim yavaş yavaş arttı. 

 Son 4-5 yıldır artan bir göç dalgası var. ve Berlin’de yeni göç edenler New Wave olarak adlandırılmaya başlandı. Ve bu insanlar buradaki mevcut Türk kökenli insanlardan yaşam tarzı vs. olarak farklı olduğundan bi sürü soru yağmuruna tutuluyor. Hala sık sık nerelisin sorusuna cevap verince, ‘Hadi canım, hiç benzemiyorsun!’, gibi bi sürü yorum alıyoruz. Bu da bizi çok rahatsız ediyor. Bunun dışında bu yeni göç dalgası burada örgütlenmeye ve beraber bir şeyler yapmaya da başladılar. Ben de birkaç aydır yeni göç dalgası ile gelen kadınların kurduğu bi dernekte gönüllü bir şeyler yapmaya başladım. 

Almanya’da doğan Türk kökenlilerin yaşamı ile sizin yaşamınız arasında fark var mı? Bahsedildiği kadar çok farklı yaşamlarınız mı var?

Galiba biraz fark var. Biz bu kadar kısa sürede buraya hemen uyum sağladık. Her Türkiye’ye gittiğimizde bunu çok fazla fark ediyoruz. Havaalanına inince kişisel alanın olmayıp, arkandakinin ensene kadar yapışması, trafikte herkesin istediği gibi hareket edebilmesi, insanların kurallar konusunda inisiyatif alıp kisisellestirmesi gibi şeyleri görünce bi şaşırıyoruz. Burada yaşadıkça bizim de karakterimiz ve hayat tarzımız değişiyor. 

Bazı noktalarda olaylara Alman gibi yaklaşmaya başladık bile, kurallar, düzenler, tertip çok önemli 🙂

Ayrıca eşyaya verdiğimiz önem bayağı azaldı, artık alışveriş yapmıyoruz, Eve gereken mobilya vs. için önce 2. el sitelere bakıyoruz. Cep telefonumuz da akılsız olursa entegrasyonumuz tamamlanmış demektir. (Şaka yapıyoruz ) Berlinli gençlerde böyle bir durum var, renksiz ekranlı telefonlar kullanıyorlar.

Gördüğümüz kadarıyla bir kaç kuşaktır burada yaşayan Türkiye kökenliler daha geleneksel yaşamaktalar. Evlenene kadar aileyle hatta bi önceki kuşakla çok yakın yaşıyorlar, hala 500-600 kişilik düğün yapıyorlar, lüks araba, lüks telefon gibi eşyalar çok önemli. Burada doğmuş olsalar bile içlerinde hepsinin bir Türkiye’de akıllarının kalması durumu var. Orada hiç kalıcı olarak yaşamadıkları için hep ailesinden duydukları güzel anılarla Türkiye’yi biliyorlar. Bu izlenimleri Türk restoranına gidince, tekel bayilerine gidip alışveriş yapınca, takside ayak üstü sohbetlerde edindik. Çoğu anlamıyor siz neden buraya geldiniz ki, Türkiye daha iyi değil mi? Almanya bitmiş gibi cevaplar bile veriyorlar. Tabi ek olarak daha kapalı halde yaşıyorlar. Yabancı arkadaşları pek olmuyor gözlemlediğimiz kadarı ile. Çok derin bir konu, tabi zamanında Almanya’da bu uyum konusunda büyük hatalar yapmış bu süreçte. 

Almanya’ya göç eden bir Türk olarak ne hissediyorsun? İkinci sınıf vatandaş muamelesi gördün mü hiç?

Berlin olduğu için çok mutlu hissediyoruz. Hem Türk nüfusunun fazla olması, hem diğer ülke vatandaşlarının fazla olması, özgür bir şehir olması ile burası da adeta evimiz gibi.
Biz merkezde yaşıyoruz, çok kozmopolit şehrin merkezi. Şehrin merkezi dediğimiz az bi alan değil aslında 4-5 ilçeyi kapsıyor. Ama merkezin dışına çıkınca sorun olabiliyor. Biz yaşamadık bizzat ama bazen duyabiliyoruz. Berlin bundan 30 yıl önce duvar yıkılmadan önce iki farklı ülkeden oluşuyordu. Doğu kısmında özellikle ırkçılık olabiliyor. Nitekim Doğu Almanya’da şu an bir neo Nazi partisi çok güçlü bi kitleye sahip.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi aa hiç Türke benzemiyorsun en çok duyduklarımızdan. İlk geldiğimizde bir iki kez aa siz İngilizce konuşabiliyorsunuz diye yorumlar da aldık. Kafalarında burada yaşayan Türkler İngilizce bilmiyor diye bi fikirleri var, ondan bizi görünce şaşırmışlardı.
Bir kez de bir arkadaş grubuyla Berlin yakınlarında bi göle gittik; bir kız yanımıza gelip Almanca pardon bu hangi dil acaba dedi. Biz Türkçe diyince şaşırdılar. Yıllardır duydukları Türkçe de bizim konuştuğumuzdan farklıymış.

Almanya’ya göç etmek ve yaşamak için gerekli izinleri almak nasıl? Tüm bu süreç nasıl işledi?

Ufuk: Ben Berlin’de bir firmada iş buldum, o sayede Almanya’ya göç ettik. Mavi Kart denilen oturum kartı aldım bu süreçte. Bu oturum tipiyle aile birleşiminde çalışmayan eşin Almanca bilmesine gerek olmuyor. Normalde Alman biri, Alman olmayan biriyle evlenirse onun A1 seviyesi Almanca bilmesi gerekiyor. Bu sebeple Özge de çok kapsamlı bir oturum vizesine sahip oldu. Hatta benden bile esnek iş konusunda. Ben kendi alanım dışında çalışamazken o her işi yapabilir. 


Berlin’de ev bulmak çok zormuş. Sizin için nasıldı bu süreç?

Maalesef çok çok zor. Burada evi görmek için randevu yolluyorlar ve toplu görüşmeler oluyor. Evle ilgilenen en az +30, 40 kişiyle beraber evi gezip, yanında getirdiğin evraklarla ilgili kişiye başvuruyu teslim ediyorsun. Evraklarda bütün özel bilgilerimizi verdik; pasaport-oturum izni fotokopileri, son 3 ay maaş bordrosu, mevcut ev sahibinden alınan kirayı düzenli ödediğimize dair belge ve buradaki kredibilite kurumundan alınmış puan ile başvurumuzu yapıyorduk. Haa bi de Almanlar bu evrakların başına fotoğraflarıyla birlikte bir de motivasyon mektubu bekliyorlardı.

Biz de zamanla fotoğraflı ve motivasyon yazılı güzel bi doküman hazırladık. İlk evimizi 2 ay içerisinde bulduk ama sonrasında orası küçük, amerikan mutfaklı ve yeni yapılmış pahalı bina olduğundan yeniden ev aramaya başladık ve yaklaşık 1-1.5 sene sonunda yüksek tavanlı 1890’ların sonundan kalma 64m2 1+1 ev bulduk. Buralarda daha büyük evlerde çocuklu aileler öncelikli. 

Ev bulurken çok zorlandık, zaman zaman pes ettik ama sonunda çok güzel bir ev bulduk. Tek maaşla başvurduğumuz, oturma iznimiz 2 senelik vs. olduğundan, Alman veya AB vatandaşı olmamızdan ötürü direkt negatif başlıyorduk.


Almanca öğrendiniz mi?

Özge: Ben gelir gelmez dil kursuna başladım ve haftada 5 gün, günde 3 saatten 6-7 ay kursa gittim ve sonunda B1 sertifikası aldım. Sonrasında bizim mahallemizdeki çocuk kütüphanesinde haftada 2 gün gönüllü çalışmaya başladım. Hala oraya devam ediyorum, o da iş hayatı Almancası ve gerçek hayat Almancası konusunda bana çok yardımcı oluyor. Sokakta da günlük işlerimi bi süredir Almanca hallediyorum, Tandem (dil öğrenme değişimi) yaptığım Alman-Türk arkadaşlarım da var. Umarım ilerde bir yerde kelime sıkıntısı çekmeden bir çırpıda konuşabileceğim bi seviyeye ulaşırım.

Ufuk: Ben hala A2 seviyesindeki Almancamla takılıyorum. Gündelik hayatımda genel olarak İngilizce konuştuğum için Almancayı geliştirmeye fırsat bile olmuyor açıkçası. Bu kış kendime Almancayı belli bir seviyeye getirme hedefi koydum.

Bu süreçte yol almak nasıldı? Yaşadığın sıkıntılar oldu mu?


Özge: Benim için en çok dil sorun oldu, buraya gelince ilk başta içime kapandım. Her adım atarken bisikletçiye giderken, doktora giderken, telefonda bir yerin aranması gerekiyorsa hep bi erteleme, çekinme hali uzun süre devam etti. Şu anda da yer yer devam ediyor, ama ertelememeye çalışıyorum. Eninde sonunda yapmam gerekiyorsa ertelemek stres ve kaygıdan başka bir işe yaramıyor. Yaptıkça da insan genişliyor, güveni artıyor.

Zamanla arkadaş da bulmaya başladık, Almanca kursundan bi sürü tatlı arkadaşım oldu. Göçmen olunca, iş bulmayan eş olarak buraya gelince bir sürü ortak konu oluyor. 

Alman pasaportu dünyanın en prestijli pasaportlarından ve anlattığınıza göre Alman kültürü ile oldukça da uyum sağlamışsınız. Alman vatandaşlığı başvurusu yapmayı düşünüyor musunuz?


Özge: İlk geldiğimiz zaman ben istemiyordum. Ama artık zamanla fikrim değişti. Birçok ülkeye seyahat ederken vize gerekmeyecekse neden almayalım. 

Ufuk: Vakti geldiğinde daha net cevap verebilirim ama bu şartlar altında almak çok daha avantajlı görünüyor.

Keyifler nasıl?

Keyfimiz pek yerinde; burada kalıcı olduğumuzu, kök saldığımızı hissediyoruz. Arkadaşlarımız var, evimiz güzel, çok renkli, özgür bir şehirde yaşıyoruz, Avrupa’dayız o ne dedi bu ne dedi vs. düşünceleri yok. Bisikletimize binip 5 dakikaya kocaman bir parkta olabiliyoruz. Daha ne isteyelim? 🙂

Tek bir şey belki ekleyebiliriz; buralar kışın baya soğuk oluyor haliyle. İlk iki yıl daha zor geçmişti ama artık ona da alıştık. Evde keyifli vakit geçiriyoruz; yemek yapma, kitap okuma, film izleme, ev işleriyle uğraşma gibi. Bir de kışları bir 2-3 hafta sıcak olan bir yere gidince bir parça moraller düzeliyor. 

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?

Özge: Pek düşünmüyoruz. Burada düzenimizi kurduk, yaşam standartları burada çok iyi (Türkiye’ye kıyasla tabi), memnunuz bayağı. Ayrıca insan avro kazanınca bütün dünyayı daha rahat gezebiliyor. Bir kadın olarak istediğim saatte başıma bir şey gelmeyeceğini bilerek dışarıda kalabilmek, istediğim kıyafetleri giyip bisiklet sürebilmek bile benim için yeterli.

https://www.instagram.com/p/B5zlQ69Imsb/

Bir de sizin şu instagram hesabınızdaki muhteşem yemeklerden bahsedelim. Hesabınızı takip etmek isteyenleri neler bekliyor, nelerle karşılaşacaklar?

Biz hem yemek yemeyi hem de gezmeyi çok seviyoruz. Bundan yıllar önce 6 7 yıl olmuştur herhalde İstanbul’da gittiğimiz cafe, restoranları hafta sonu neler yapılabilir gibi öneriler sunabileceğimiz bir site açalım dedik ve o şekilde www.gurm.me sayfamızı açtık.Yemek yemekle seyahat etmek birbiriyle bir yerde örtüşüyor ve zamanla seyahatlere dönüştü. Bir yere gitmeden önce araştırmalar, notlar tutmayı çok seviyorduk. 

Sitemizde son zamanlarda gittiğimiz şehirlerden, yerlerden hem gezi notları hem de yemek önerileri paylaşıyoruz. Instagram’da daha aktiftik ama son bir yıldır falan biraz azaldı. Sosyal medyanın hepimizi aynı şeyler yapmaya sürüklemesi, bu arzuyu yaratması biraz bizi düşündürüyor. Tabi onca yılın emeği var o sebeple bi yandan da websitemizi hem de instagramımızı güncel tutmaya çalışıyoruz. Biraz kafamız karışık bu konuda.
Berlin’e gelecekler varsa websitemizde bir sürü güncel yazılarımız var.

Özge ve Ufuk, Berlin maceralarını instagram ve blogları üzerinden aktarıyor. Berlin ve yemek kültürü hakkında bilgi edinmek isteyenler kendilerini takip edebilir.

Instagram : https://www.instagram.com/gurmme/

Göç hikayelerinin devamını buradan okuyabilirsiniz.

https://bilinmeyenrota.com/yurtdisinda-yasam/goc-edenler/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.