İtalya’ya Göç Edenler – Gökhan Kutluer

3
pontida

Bulut Fabrikası’nın yazarı Gökhan Kutluer, İtalya’da yaşayan 31 yaşında bir Türk vatandaşı. Türkiye’deki hayatını bırakıp, turist vizesi ile gittiği İtalya’ya göç etti. Tek başına bu süreçleri nasıl atlattı? Sanıldığı kadar kolay mı yoksa zor mu? Nasıl oluyor diye öğrenmek için Gökhan ile keyifli bir söyleşi yaptık…

 

Merhaba Gökhan,
Bize kendinden biraz bahseder misin?

 

Sırasıyla o dönemki ismiyle Özel Taş İlkokulu, Cağaloğlu Anadolu Lisesi ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde eğitim hayatını tamamladıktan sonra birkaç kurumsal iş tecrübesinin ardından masa başı işlerde çok da iyi olmadığının farkına varıp başka arayışlara giren, hayvanlarla arası iyi, fotoğrafa meraklı, çocuk ruhlu, kendini keşfetmesi biraz zaman almış genç bir yazar adayıyım.

 

Şu an neredesin, nerede yaşıyorsun? Nasıl bir hayatın var?

Şu an Bergamo’da; Milano’ya yaklaşık bir saat uzaklıkta bulunan bu küçük şehirde yaşıyorum. Burada iki seneyi doldurmak üzereyim ve hayatımın Türkiye’deki hayatıma kıyasla oldukça yavaş ve daha az stresli olduğunu söyleyebilirim. İşime hemen hemen her gün bisikletle gidip geliyorum ve bu yolculuk sadece on dakikamı alıyor. İlk zamanlarda lüks gibi gelen bu durum artık benim için oldukça normalleşti ve evimle işim arasında trafikte zaman kaybettiğim o günlere geri dönme düşüncesi beni çok korkutuyor. Hayatımın sonuna dek burada yaşayacağımı söyleyemem ama Türkiye’den sonra bana ilaç gibi geldiği bir gerçek.

Boş zamanlarımda ikinci kitabımı yazıyor, fırsat buldukça Bergamo’yu çevreleyen; Ön Alpler olarak geçen dağlarda bisiklet sürüyor ve bol bol fotoğraf çekiyorum.

Bulut Fabrikası Gökhan’ın ilk kitabı

İtalya’ya göç etmeden önce nerede yaşıyordun? Neler yapıyordun?

İstanbul’da yaşıyordum ve tıpkı şu an olduğu gibi bisiklet ekseninde bir hayatım vardı. Türkiye’nin aylık yayın yapan ilk bisiklet dergisi Cyclist Türkiye’de editörlük yapıyor, boş zamanlarımda ise arkadaşlarımla bisiklet sürüyordum. Her tatilimi bisikletle gidilebilecek güzel rotalara ayıran, bisiklet üzerine yazmayı seven ve mümkün mertebe görsel içerik üretmeye özen gösteren biriydim. Bunlar haricinde dönem içinde farklı bisiklet firmalarına dijital pazarlama alanında profesyonel destek sağlıyordum.

 

İtalya’ya göç etmeye nasıl karar verdin?

Çocukluğumdan beri severim İtalya’yı. Futbol menajerlik oyunlarında İtalyan takımlarını alırdım. Evimde Juventus’un ve Buffon’un formaları vardı. Dillerini, kültürlerini, hayattan keyif alış biçimlerini hep seviyordum. 2008 yılında Erasmus sayesinde Siena’da 7 ay kaldım. Toskana bölgesi muazzam. Akabinde de sürekli başka başka şehirlerine seyahat ettim. Sokaklarında kendinizi iyi hissetmemeniz çok zor… İlham verici şehirler, yardımcı olmayı seven insanlar, güzel şaraplar ve yol bisikletleri…

Tüm bunların üzerine, bisiklete dair Türkiye’de yapabileceğim şeylerin ve üretebileceklerimin belli bir noktadan ileri gidemeyeceğini anlayınca bu işin; yani yol bisikletinin merkezlerinden biri olan İtalya’da kendimi denemek istedim. Türkiye, genel itibariyle bisiklete ve bu kültürün gerekliliklerine uygun bir ülke değil. Hoşgörü, sabır ve olumlu anlamda meraktan yoksun bireylere bisikletin iyi yanlarını anlatmak çok zor. Ayrıca çiçeği burnunda kitabım Bulut Fabrikası’nı da bitirmem gerekiyordu ve bunun için dinginliğe ihtiyacım vardı. İstanbul’da çok kısa bir toplu taşıma yolculuğu dahi yapsam, insanların yüzündeki o mutsuzluk ve tahammülsüz ifade, beni büsbütün düşürüyor, bir şeyler üretmekten uzak tutuyordu. İstanbul’da bisiklet sürmek yeterince güvenli olmadığı ve bisikletli bir hayat yaşamak isteyen kişilere saygı olmadığı için kendimi daha fazla yıpratmak istemedim.

Sen  İtalya’ya ilk olarak turist vizesi ile gittin değil mi?

Evet… İnternetten yollanan iş başvuruları ya da Skype görüşmelerinin bir yere varmadığını anlayınca bir yıllık Schengen vizemle İtalya’ya gittim.

İki bavul, iki bisiklet ve bir turist vizesi ile İstanbul’dan ayrıldığım o günü hayatım boyunca unutmayacağım.

 

İtalya’da yaşamak için gerekli izinleri almak nasıl? 

Gitmeden önce iki aşamalı bir plan yapmıştım. İlk aşama, bir turist vizesiyle en fazla doksan gün kalınacağını bildiğim Schengen bölgesinde iş aramaktı. İkinci aşama, iş bulamama ihtimalinde Schengen vizesine ihtiyaç duyulmayan ve Türkiye’den vize istemeyen bir başka ülkede; bir sonraki doksan günlük hakkımı beklemek ve şansımı başka bir ülkede yeniden denemekti. Bu noktada şu bilgiyi aktarmamda yarar var: Toplam uzunluğu bir yıl da olsa, turist vizesiyle bir ülkede o ülkeye ilk giriş yaptığınız tarihten itibaren 180 gün içinde en fazla 90 gün bulunma hakkınız var.

İtalya’daki 90 günüm bitmeden, birkaç gün cepte bırakarak oradan ayrıldım. Olası bir iş görüşme randevusu için yeniden Schengen bölgesine girip çıkabilecek gün sayısına ihtiyacım olabileceğini düşündüğüm için o 90 günü tamamen doldurmadan, bu sefer sadece bir sırt çantası ve bir bisikletle soluğu Karadağ’da aldım. Yanımda sadece bir çift ayakkabı, birkaç tişört ve şort vardı.

Gitmeden önce birkaç otele yazdım ve onlardan sadece bir oda ve iki öğün yemek talep ederek onlar için çalışabileceğimi söyledim. Geri dönüş yapanlar arasından Karadağ’ın Podgorica, Budva ve Kotor şehirlerinde şubesi olan bir hostelle anlaştım ve yaklaşık iki ay boyunca karma odalarda hemen her gece bambaşka insanlarla uyuyup uyandım. Param yok denecek kadar azdı. Yaptığım pek çok şeyi takas yöntemiyle gerçekleştirdim.

Karadağ’da ikinci ayımın dolmasına az bir süre kala, irtibatta olduğum firmaların birinden beklediğim yanıt geldi ve işe alım sürecim başladı ancak iş bulup hayatımı düzene koymadan Türkiye’ye ayak basmamaya yemin ettiğim için Karadağ’daki Türk konsolosluğundan babama vekalet vererek oradaki evrak işlerini onun yapmasını sağladım.

Tam zamanlı bir iş için sözleşme teklifiniz varsa ve üniversite mezunuysanız, işlerin yolunda gitmemesi için pek bir sebep yok. Yasal prosedür sadece iki hafta sürdü ve akabinde çalışma iznim onaylandı. Eğer bu tip bir yolu denemek isteyenler varsa Avrupa Birliği’nin mavi kart uygulaması hakkında bilgi toplamalarını tavsiye ediyorum.

İtalya’ya göç  sürecinde yol almak nasıldı? Yaşadığın sıkıntılar oldu mu?

Öyle aman aman bir birikimim olmadığı için pek çok şeyi sattım. Hayatımda olmasa da olur dediğim şeylerden kurtuldum. Yani işin maddi boyutu titiz bir özen istiyor. Ancak manevi boyutu böyle iki cümleyle özetlenecek kadar kolay olmuyor. Geride bıraktıklarımın sayısı çok fazla. İnsanlar, başka hayatlar, dostlar, hayaller, kedilerim, ailem, yapmayı sevdiğim bir sürü başka şey… Hayat, bir şeylerden vazgeçerken ya da bir şeyleri özlerken, onların yerine ne koyabildiğinizle çok derinden ilintili. Aradaki dengeyi sağlayamazsanız, bocalamaya başlarsınız. Merak etmekten hiç vazgeçmemeli ve zihninizi sürekli yeni şeylerle ya da kişilerle meşgul etmelisiniz.

İtalya’ya turist vizesiyle gittiğim ilk dönemde işim olmadığı için konaklama maliyetini mümkün mertebe düşük tutmam gerekiyordu. İki kişiyle aynı evi paylaştım ancak evin en kötü odası benimkiydi. Tek kapaklı gömme bir gardırop, tek kişilik yatak, iki karış genişliğinde kare bir pencere ve 21’’ bir bilgisayar ekranının ancak sığdığı bir çalışma masasından ibaret bir odada yaşamak oldukça zordu. Kendime sürekli daha iyi günlerim olacağını telkin ediyor, şu an için daha fazlasına ihtiyacım olmadığını hatırlatıyordum. İş arıyor ve yorgunluktan canım acıyana dek bisiklet sürüyordum. Bir de elbette yazıyordum… Bulut Fabrikası’ndaki öykülerden birini o odada yazdım.

Bu satırları yazarken aklıma bu ve bunun gibi yaşadığım bir sürü başka zorluk geliyor ancak yazdıkça gözlerim dolduğu için devam etmek istemiyorum.

Bazı şeyler kişisel çaba ve sabır gerektiriyor. Güzel olan şeylerin zaman aldığı ve insanın kendi şansını kendi yarattığı bir gerçek… Hayat, siz ona kendinizden bir şeyler sunduğunuz takdirde size cömert davranmaya başlıyor. Oturduğunuz yerde şikayet ettiğinizde değil…

Yalnız kaldığınızda kendi yeteneklerinizin farkında varmaya başlıyor, aldığınız aile ve okul eğitiminin dışında şeyler yapabilecek kapasitede olduğunuzu anlıyorsunuz. İşte her şey tam da o noktadan sonra güzelleşmeye başlıyor.

 

İtalya’da çalışmak Türkiye’de çalışmaktan farklı mı?

İtalyanlar zaman yönetimi konusunda çok da iyi değiller. Sistemli gözüken ama işleri öncelik sırasına koymakta sıkıntı yaşayan bir toplum oldukları için kimi zaman aksaklıklar yaşanıyor. Bireysel anlamda yorumlayacak olursam, Türkiye’de olduğundan çok daha huzurlu ve dingin bir çalışma ortamım olduğunu söyleyebilirim. Size olan tavır, sizin kişilik özellikleriniz ve yetenekleriniz doğrultusunda şekilleniyor ve bu da performansınıza olumlu yansıyor. Türkiye’de hem çok büyük kurumsal firmalarda hem de ufak işletmelerde çalışma imkanım oldu. Hayatta kişisel anlamda hiçbir şeyi başarmamış kişilerin başınıza yönetici olması, o ülkedeki iş hayatında yaşayabileceğiniz en kötü şeyden biri.

 

İtalyan vatandaşlığı alacak mısın?

Yasal olarak bir engelim yok. Oturma ve çalışma iznim beş yıl daha uzadı ancak İtalya’da o kadar yaşar mıyım bilmiyorum. Başka bir kıtada, bambaşka hayallerin peşinden koşma ihtimalim hep var. Belki ikinci kitabımı bitirir öyle ayrılırım. Ya da burada bir aile kurarım… Bu konuda net bir karar vermedim.

Keyifler nasıl?

Belli bir yaştan sonra arkadaş edinmek ya da edinilen arkadaşlıklardan çok şey beklemek biraz zor. Bazen sohbetler tıkanıyor ya da anlamsız yerlere gidebiliyor. Bu yüzden kısıtlı bir sosyal çevrem var. Bunda benim biraz daha gözlemci bir yapım olmasının da etkisi var. Yeni yılda çevremi biraz daha genişletme adına diğer hobilerime yönelmek için girişimler yapmak istiyorum. Planlarım arasında İtalyanca’yı biraz daha profesyonel seviyeye taşımak için dil okuluna yazılmak da var.

 

Benim merak ettiğim bir diğer konu da bisiklet sevdan. Instagramdan takip ettiğim kadarı ile günün bisiklet üstünde geçiyor. Bu bir zorunluluk mu yoksa keyif mi? 

Hayatımı bisiklete göre organize ediyorum çünkü bisiklet pratik, hızlı ve sağlıklı. İstanbul’da yaşarken Bostancı’daki evimi hem işe hem de antrenman yaptığım parkura yakın olacak şekilde seçmiştim çünkü işe her gün bisikletle gidip geliyor, işten geldikten sonra ya da hafta sonları arkadaşlarımla antrenmana çıkıyordum. Bisikletin hem kültürel hem de sportif alanında yer almayı sevdiğim için hayatımı kurarken de bu dengeye önem verdim ve bunu Instagram’da takipçilerime aktarmayı seviyorum.

İtalya’ya göç ettikten sonra da aynı durum devam etti. Milano da seçenekler arasındaydı ancak bu defa antrenman yapmak için şehirden biraz uzaklaşmam, zahmete girmem gerekecekti. Bergamo’da ise evimden çıkıp doğaya karışmam sadece 15 dakikamı alıyor.

Bunların yanı sıra; bisikletin selesi, sorunlardan kaçmak ya da onları çözmek için ihtiyaç duyulan zihin berraklığını sağlamak adına bazen en doğru yer olabiliyor. Birkaç pedal sonra bambaşka bir insana dönüşülebiliyor. Kendi kendinizle inatlaşıyor, haksızlık ettiğiniz eski dostlarınıza konuşuyor ya da eski sevgilinizi düşünüyorsunuz. Bir çeşit içe dönme yöntemi; belki de kendi kendine terapi…

 

Çok teşekkürler Gökhan.

 

Diğer göç hikayelerini okumak için aşağıdaki linke tıklayın

https://bilinmeyenrota.com/yurtdisinda-yasam/goc-edenler/

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.