Namibya’ya Göç Edenler – Semih Diken

1
220

Semih Diken, 41 yaşında Namibya’ya göç eden bir Türk vatandaşı. İşi dolayısıyla ailesi ile birlikte dünyanın farklı ülkelerinde yaşıyor. Afrika’da iki çocukla yaşam nasıl, sürekli göçebe yaşam sürmek, her iki üç yılda bir taşınmak nasıl bir şey merak ediyorsanız buyrun..

 

Merhaba Semih
Tanımayanlar için bize biraz kendinden bahseder misin?

Aslen makine mühendisiyim, hatta yüksek mühendisim. Kariyerim boyunca hidroelektrik santraller ve barajlar üzerine uzmanlaştım. Fakat mühendislikten çok, gezmeyi ve yörsel yemekleri keşfetmeyi seviyorum. Eşim Özenç’le birlikte 2007 yılından beri yezdiğimiz yerleri ve yediğimiz yemekleri anlattığımız www.loplopculer.com blogunu yazıyoruz. 2006 yılında yurt dışından bir iş teklifi aldım Kazakistan, Malezya derken Namibya’ya kapağı attık.

Namibya Nerede Merak Edenler İçin…

 

Şu an neredesin, nerede yaşıyorsun? Nasıl bir hayatın var?

Namibya’nın güneyinde Keetmanshoop diye ufak bir kasabaya yakın bir yerde yaşıyorum. Ülkenin en büyük baraj inşaatını yapıyoruz. Şantiye ortamı baya zorlu, sabah 7 akşam 6 olmak üzere cumartesi dahil haftada 60 saat çalışıyorum. Türkiye’de ise 40 saat/hafta çalışıyordum. Pazar günleri gezmekle geçiyor. Bazen evimize 3 saat uzaklıktaki Lüderitz’de Atlantik kıyısına nazır ıstakoz yemeye gidiyoruz, bazen de Güney Afrika’ya geçip şarap peynir olayına giriyoruz. 3 ayda bir yıllık izne çıkıyoruz, Kazakistan’dayken Orta Asya ülkelerini, Malezya’dayken Uzakdoğu Asya ülkelerini, Namibya’dayken de Afrika ülkelerini bol bol gezdik.

 

Namibya’ya göç etmeden önce nerede yaşıyordun? Neler yapıyordun?

İstanbul’da Türkiye’nin en büyük enerji firmalarından birinde çalışıyordum. 6 yıl boyunca hafta içi 2-3 günlüğüne Adana, Maraş ve Ankara’ya gidiyordum, hafta sonları da Antep, Bozcaada, Belgrad, Porto… Nereye ucuz uçak bulursak İstanbul’dan kaçıyorduk. Aslen ikimizde İzmir’liyiz, o yüzden İstanbul’a alışmak pek kolay olmadı.

Şimdiye kadar kaç ülkede yaşadın? En sevdiğin hangisiydi?

2006’da Kazakistan’a gittim 20 ay yaşadım. İlk 6 ayında bekardım ama sonra dayanamadım “Özenç gel artık buraya” dedim. Sonra 6 yıllık ikinci İstanbul macerası oldu. 2014’de ise ailecek Malezya’ya taşındık 18 ay kaldık. 2015’te Namibya’ya geldik ve 28 aydır buradayız. Her birinin tadı ayrı güzeldi, o yüzden diğerlerine haksızlık olmasın. Kazakistan’da çocuklar olmadığı için Almaty’nin gece hayatı ve eğlencesi unutulmazdı. Özbekistan’a gittik, Kırgızistan’a gittik, Rusça öğrendik. İlk yurt dışı tecrübemiz olduğu için kalbimde ayrı bir yeri var. Malezya’ya ise evlendikten sonra çoluk çocuk gittiğimizden dolayı, tam bir göç diyebiliriz. Uzakdoğunun o güzelim yemeklerini ve bembeyaz kumsallarını çok sevdik. Son olarak Namibya’da ise Afrika’nın insanı büyüleyen doğasını çok sevdim, hamsi fiyatına dana bonfile yemeyi sevdim.

 

2 oğlun var Tuna ve Ege. Onlarla birlikte  Namibya’ya göç etmeye nasıl karar verdin? Korkmadın mı?

Aslında yurt dışına taşınmamıza onlar sebep oldu. Özellikle 2010 yılından sonra kurumsal hayatı bırakıp dünya turuna çıkan, Asya’da Güney Amerika’da 6 ay gezenleri gördükçe içim gidiyordu. Millet piyanosunu arabasını satıp yurt dışına taşınıyordu. “Keşke çocuklar doğmadan önce biz de yapsaydık” diye iç geçirdiğim çok olmuştur. Malezya’dan iş teklifi gelince bu fırsat bize altın tepside sunuldu. Zaten Tuna yeni doğduğu için Özenç çocuklara bakacaktı “Ha İstanbul’da evde oturmuş ha Malezya’da, farketmez” diyip 1 hafta içinde kararımızı verdik gittik. 2 sene sonra Malezya’daki proje bitince de aynı firmanın bir başka projesi için Namibya’ya gönderdiler. Kaldığımız lojmanların içindeki ev, araba, yemekler, sosyal imkanlar birebir aynı olduğundan pek zorlanmadık. Hatta Namibya’da nüfus sadece 2 milyon olduğu için burada daha rahat ettik diyebilirim. Kalabalık, gümbürtü, patırtı olmayınca insan daha huzurlu ve kaliteli yaşıyor.

 

Namibya’da yaşam nasıl? Ülkede ve kültürlerinde, kısaca yaşamda farklılıklar var mı?

Düzgün bir işiniz varsa ve ülke ortalamasının da çok üstünde bir geliriniz varsa dünyanın her ülkesine rahat edersiniz. Eski bir Alman kolonisi olan Namibya’da halen bir çok beyaz bulunmakta ve ticaret, oteller, endüstri filan onların elinde. Hal böyle olunca da bir çok Afrika ülkesinden çok çok iyi durumdalar. Sağlık, güvenlik, su ve gıda sorunları yok, yeraltı maden kaynaklarını çok iyi yönetiyorlar ve yabancıların ülkeyi sömürmesine pek fazla izin vermemişler. Koskoca kıtanın refah düzeyi en yüksek ülke diyebilirim. Burada Zimbabve veya Mozambik’teki gibi polis sizden alenen rüşvet almaz, yol kenarında durduğunuzda çocuklar sizden yemek veya para almak için başınıza üşüşmez. Fakat içkiye ve ete çok düşkünler, çalışmayı pek sevmezler. Her ay sonunda 3 gün “Long Weekend” diye bir tatil vardır, ay sonunda maaşı alınca tüm parayı 5 günde bitirirler. Para bitince salı çarşamba günü tekrar işe dönerler. Ama zararsız insanlar, yerel mahallelerdeki barlarda bile kavga edeni görmedim. Mangal kültürü ülkenin her yerinde var. Sabah öğlen akşam fark etmez her zaman et yiyebilirler.

 

Namibya’da yaşamak için gerekli izinleri almak nasıl? Tüm bu süreç nasıl işledi?

Ben şirket vasıtası ile geldiğim için her şeyi onlar ayarladı. Gelmeden 1 ay önce evraklarımı verdim, benim çalışma iznim ve ailem için de oturma izni çıktıktan bir gün sonra ceketimizi alıp Malezya’dan ayrıldık, 36 saat Türkiye aktarma yapıp Namibya’ya geldim. Girişte elimdeki çalışma izni kağıdını gösterip ülkeye girdim. 15-20 gün ortamı gözleyip, burada ailecek yaşayabileceğimize kanaat getirdikten sonra Özenç ve çocuklar da peşimden geldiler. 2 yıl sonunda çalışma iznim 1 yıl uzatıldı ve yeni kaşe basıldı, herhangi bir aksilik yaşamadık. Sistemleri tıkır tıkır işliyor, eğer gerçekten çalışıyorsanız bürokratik engel yaşamıyorsunuz. İşin ilginç tarafı Namibya’da an itibariyle 12 tane Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor, bunun %25’ini biz oluşturuyoruz, geri kalanların da çoğu büyükelçilikten zaten.

Bu süreçte yol almak nasıldı? Yaşadığın sıkıntılar oldu mu?

En büyük sıkıntı aslında konfor alanından çıkabilmeyi göze almak. Hem Özenç hem de ben Türkiye’de iyi firmalarda iyi şartlarda çalışıyorduk, rahatımız yerindeydi. Yiyorduk, içiyorduk, çocuklardan önce bol bol yurt dışı yurt içi geziyorduk. Bu güzel rutinimizi bozup maceraya atılmak ve iş yerlerimizden istifa etmek, yani Türkiye’den ayrılmak en büyük sıkıntıydı. Olur mu olmaz mı, ne kaybederiz diye hindi gibi düşündük. 2 yıl sonra projenin bitimine doğru Malezya’dan Namibya’ya gitme teklifini ise 1 dakika bile düşünmeden kabul ettik. Zaten sen bir kere zincirleri kırmışsın, ha Malezya’da yaşamışsın ha Namibya ne fark eder moduna gelmiştik. Gideceğiniz ülkelerde -etler yumuşak, biralar soğuk- olsun yeter. Şaka şaka! Sağlık sistemi düzgün olsun yeter. Afrika gibi az gelişmiş bir kıtaya gelirken insanın tabii bunu iki kere düşünmesi lazım. Fakat yurt dışında expat olarak yaşamanın verdiği çok büyük avantajlar vardır. Aldığınız maaş dışında şirket size evinizi, arabanızı, telefonunuzu, yiyeceğinizi sağlar; sağlık giderlerinizi öder, çocuğunuz varsa okul masraflarını üstlenir, ayrıca Türkiye’ye gidiş geliş biletti verir. Özellikle yeni doğan çocuklulara yurt dışında iş bulmasını tavsiye ederim. 4 yıldır Türk televizyonu seyretmeyen Ege’nin bizden daha iyi ingilizcesi var desem yalan olmaz.

Namibya pasaportunun Türk pasaportuna göre avantajları var mı?

Benim Namibya pasaportum yok ama merak ettim, araştırdım. Namibya pasaportu ile Angola, Kenya, Malawi, Tanzanya, Zambiya ve Zimbabve gibi komşu ülkelere ve çok ilginçtir İngiltere ve Küba’ya vizesiz gidebiliyorsunuz. Onun dışında Türk pasaportu ile 106, Namibya pasaportu ile 67 ülkeye vizesiz gidiliyormuş. Diğer ülkelere kapıda parayla vize alabildiğinizi düşünürseniz “İngiltere hariç” pek bir avantajı yok yani.

 

Başka bir ülke vatandaşlığı alacak mısın?

Malezya vatandaşlığı olsaydı süper olurdu, ama en az 7 yıl yaşamak lazımmış ve bizim maceramız çok kısa sürdü. Ama takip edenler bilir, çocukların ikisi de Amerika’da doğdu. Hem onlar için hem de kendimiz için ufak bir yatırım yapmıştık. Ege 18 yaşına gelince bizim için Greencard’a başvurabilecek, her şey yolunda giderse 5 sene sonra da Amerikan vatandaşlığı alınıyor. Demem odur ki 2035’te bize Amerikan vatandaşlığı görünüyor. “Amerikada doğum” ile ilgili yazım, blogdaki en çok okunan yazılardan biri olduğu için şuraya bırakayım, belki ilgilenen olur.

http://www.loplopculer.com/2012/05/amerikada-bebek-ege.html

Semih ve Özenç ile Tayland’da buluşmuştuk

Keyifler nasıl?

Keyifler iyi, hatta çok çok iyi. Mart sonunda Namibya’daki işim bitecek, ondan sonra aynı firmanın Etiyopya, Tacikistan veya Avustralya’daki projelerine gitme durumu var ama henüz arayan soran olmadı. Rotasız Seyyah’ın ilk kitabını okuduktan sonra gaza geldim, 17 Nisan 2018’e tek yön Kolombiya bileti aldık, 2 ay Kolombiya, Ekvador ve Peru’yu çoluk çocuk dolanacağız. Ondan sonrası Allah kerim. Etiyopya projesinden çağırırlarsa sanırım tek giderim. Tacikistan olursa en az 5 yıl Duşanbe’de yaşarız, tekrardan Rusça konuşmaya başlarız. Avustralya işi olursa tadından yenmez. Hiç biri olmazsa B planımız hazır, Temmuz ayında kendimize yeni bir düzen kuracağız. Yani anlayacağın 4 ay sonra nerede yaşayacağımız belli değil. Bundan öte adrenalin var mı? Heyecana gel!

 

Yemekler nasıl? Özellikle Namibya mutfağını çok merak ediyorum.

Yemekler genelde et üzerine. Ülkedeki insan nüfusundan çok daha fazla dana ve koyun nüfusu var. O yüzden et bol ve ucuz. Dana bonfilenin kilosu 40 TL, kuzu pirzola 35 TL. Ayrıca ülke genelinde springbok, oryx, kudu, eland gibi antilopların etleri sık sık tüketiliyor, ama hepsi de çok yağsız olduğu için antilop eti beni pek sarmadı. Zebra yahni, timsah sote gibi fantazilere de girdim ama hepsini toplasan bir kuzu pirzola etmez. Sebze filan zaten hak getire. Mangalcı Namibyalılar etin yanında sebze diye tavuk yiyorlar. Öyle bizdeki gibi domates biber közlemek nerdeeee. Bir de kuzu çevirme yapıyorlar ki işte bu çok güzel oluyor. İtalyan firmasında çalışmamın da yemek konusunda büyük avantajı var. İtalyanlar bizim gibi eğlenceye ve yemeğe düşkün adamlar. Haftada iki kez odun fırınımız yanar, mis gibi gerçek İtalyan pizzası yeriz. Bir gün de mangal yanar, jumbo karides, kuzu pirzola, dana bonfilemiz eksik olmaz. Cumartesi günleri zaten happy hour, iç içebildiğin kadar. Neticede şantiyede kapalı bir ortamda yaşıyoruz, insanları kaçırmamak için mutlu etmek lazım.

Özlüyor musun?

Ne yalan söyleyeyim Yeni Türkiye’yi pek özlemiyorum. Sadece instagramda her gün yemek paylaşımları yapan arkadaşlarımı gördükçe Türkiye’deki yemekleri çok özlüyorum o kadar. Temmuz Ağustos ayları burası buz gibi olduğu için Özenç ve çocuklar elbette yazın Türkiye’ye veya Amerika’ya gidip 2-3 ay kalıyorlar ama ben yıllık izinlerimi bile Türkiye’de geçirmek istemiyorum. 6 ay önce onları İzmir’e bırakmaya gittiğimde 2 günlüğüne doya doya löplöp turu yaptım, sonra geri döndüm. Türkiye’de zaman geçirmek yerine bol bol Afrika ülkelerini ve lezzetlerini keşfediyorum. 2015’de Botsvana, Zambiya, Zimbabve, Kenya ve Seyşeller’i gördük, 2016’de de Madagaskar, Svaziland ve Mozambik’e gittik. Kapı komşumuz Güney Afrika’yı hiç saymıyorum 13 kere girip çıkmışız.

 

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?

Net bir şekilde söyleyeyim, kısa vadede düşünmüyorum. 2019’da bazı şeyler değişirse 5-10 sene sonra belki olabilir. Hayat standartlarının ve yaşam kalitesinin Namibya’da bile çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Tek başıma olsam belki sıkılırım özlerim ama ailecek yaşayınca çok fazla bir bağımlılık da olmuyor. Annemi babamı elbette özlüyorum ama biz oraya gideceğimize onlar her sene bizim yanımıza geliyor, o konuyu da böyle çözdük. Hem bizleri torunları görüyorlar, hem de 70 yaşından sonra Malezya’ya Namibya’ya seyahat etmek onlara için de değişiklik oluyor.

 

Yurt dışında yaşamak sana neler kattı?

Başka bir ülkede farklı insanlarla birlikte yaşamak, size yeni kültürleri tanıma fırsatı veriyor. Bu bir yemek olur, alışkanlık olur, gelenek olabilir. Sizin kendi ülkenizde ayıp olan şey başka bir ülkede çok normal olabilir. Böylece vizyonunuz ve hoşgörünüz artar, ön yargılarınız azalır. Bence çok gezen kişi, kendisine benzemeyenleri de oldukları gibi kabul eder, farklı yaşamlara saygı göstermeyi öğrenir, kendisiyle ve başkalarıyla barışık, meraklı olur. Tabii bütün bu tecrübeleri kendine saklamak olmaz, bilgi paylaştıkça güzeldir. O yüzden aktif olarak 10 senedir blogda yaptığımız seyahatleri, yediğimiz yemekleri yazıyoruz.

 

Eklemek istediklerin….

Aslını isterseniz bizim hikayemiz sadece istifa edip iş değiştirme olayı değildi, karşımıza çıkan bir macerayı değerlendirme ve farklı hayatlarla tanışıp, bambaşka bir kültürün izini sürme fırsatıydı. Elbette baykuş arkadaşlardan “Kurulu düzen bırakılıp gidilir mi?” “Ya orada işi tutturamazsan?”, “Ya projede sorun olur da 6 ay sonra şantiye kapanırsa?” gibi sorular gelmedi değil. Hepsine kulak tıkayıp, şu iki cümleye odaklandım.

 

Eğer dağa tırmanmazsanız, manzaranın tadını çıkaramazsınız! – Pablo Neruda

Eğer uçmak istiyorsan, seni aşağı çeken her şeyi bırak – Toni Morrison

 

Bu kararı nasıl aldık, neleri riske ettik, neler kazandık, neleri kaybettik, Yeni Türkiye’ye nasıl “Bye Bye” dedik. Biraz daha okumak isterseniz blogda detaylıca anlattık.

http://www.loplopculer.com/2016/11/neden-malezyaya-tasndk-bye-bye-yeni.html

Diğer göç hikayelerini okumak için aşağıdaki linke tıklayın…

https://bilinmeyenrota.com/yurtdisinda-yasam/goc-edenler/

 

1 Yorum

  1. Gezginler yerine göç edenlerin yazılarını okumak bana daha eğlenceli geliyor. Bu yazı dizisi güzel bir kaynak, röportajların devamını bekliyorum 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.