Çin’e Göç Edenler – Evrim Kanbur

0

Evrim,  Şangay’da yaşayan 34 yaşında bir Türk vatandaşı. Türkiye’de ki hayatını bırakıp, Çin’e göç etti. Tek başına bu süreçleri nasıl atlattı? Sanıldığı kadar kolay mı yoksa zor mu? Çin’de yaşam nasıl? Nasıl oluyor diye öğrenmek için Evrim ile keyifli bir söyleşi yaptık…

Merhaba Evrim,
Seni tanımayanlar için bize biraz kendinden bahseder misin?

Merhaba, Ben Evrim, İstanbulluyum, 4,5 yıldır Çin’in Şangay şehrinde yaşıyorum. Burada uluslararası bir okulun İşletme bölüm başkanıyım. İşimin bir parçası olarak İşletme, Ekonomi, Girişimcilik ve Hikaye Anlatıcılığı (storytelling) dersleri veriyorum. Bir yandan da öğrettiklerimin  sırf Şangay ile sınırlı kalmaması için verdiğim dersleri online kurs olarak yayınlayıp dünyanın her yerinden öğrencilere ulaşıyorum.

https://www.udemy.com/economics-10-principles/?couponCode=BLNMYNRT_TR20

https://www.udemy.com/the-market-forces-of-demand-supply-equilibrium/?couponCode=BLNMYNRT_TR21

Aynı zamanda da yurtdışında komşuluk bağlarını güçlendiren Expat Neighbors platformunun (http://expatneighbors.com ) kurucusuyum. Expat Neighbors’ın toplumda yarattığı değişimlerden dolayı davet aldığım TEDx Çin’de konuşma yapan ilk Türküm.

 

Ayrıca öğretmenliğin vermiş olduğu kış ve yaz tatillerinde de sırt çantamı alıp tek başıma Asya’yı keşfe çıkıyorum. Gurbet hayatımı ve gezilerimde edindiğim tecrübelerimi de

While Travelling blogumda http://whiletravelling.com Türkçe ve İngilizce olarak paylaşıyorum.

Şu an neredesin, nerede yaşıyorsun? Nasıl bir hayatın var?

Bir  metropolitan şehri olan Şangay’dayım ve burada hayat çok hızlı akıyor. Dünyanın en zor pazarlarından biri burası. Şangay aynı zamanda uyumayan şehir olarak bilinir ve insanı parti hayatının içine çekip vaktin nasıl geçtiğini unutturur. Ben farklı bir hayat yaşıyorum, kendi hayatımı kurmak ve hayallerimi hayata geçirmek için uğraş veriyorum. Şangay’ın öyle bir enerjisi var ki insan istediği her şeyi yapabilir. Burada yabancıların enerjisi de çok güzel, köstek olmak yerine destek oluyorlar.  Buraya gelen yabancıların bir kısmı bir süre sonra kendi işlerini başlatıyorlar. Hatta geçen yaz katıldığım Hong Kong Rise Teknoloji Konferansında’da yapılan anketlerden biri “Şangay, yeni Silikon Vadisi mi?” sorusuydu.

Şangay’da güne her zaman erken başlıyorum. Sabahları Çince çalışmak için ideal bir zaman. Sonrasında sabah yürüyüşümü yapıp oturduğum sitedeki anneannelerin tai chi ve jimnastik etkinliğine katılıyorum, anneanne dediğime bakma, çılgınlar, nasıl güçlüler o yaşta. Sonrasında kahvaltımı hazırlayıp yolluğumu da yanıma alıp (öğle yemeğim) 1,5 saat uzaklıktaki okuluma gidip derslerimi veriyorum. Günde 3 saatimi yolda geçirince blog yazılarımı da yolda yazıyorum.  Ders aralarında yakınlardaki ormana ya da tapınağa yürüyüşe gidiyorum ve gördüklerimi instagram hesabımdan paylaşıyorum. Okuldan sonra yüzmeye gidip 4,5 yılda aldığım ağırlıklardan kurtuluyorum. Sonrasında da online kurslarımı hazırlayıp, Expat Neighbors için çalışıyorum. Bu kadar yoğun bir tempoya rağmen erken yatmayı başarıyorum. Hafta sonu yine spor, arkadaşlarla brunch, Expat Neighbors için çalışmaya devam ve online kurs hazırlamakla geçiyor. Ayrıca her ay bir hafta sonunu Çin’in yakın şehirlerine ya da komşu ülkelere yaptığım gezilere ayırıyorum.

Bu arada 2 sene önce yavru bir sokak kedisini son anda ezilmekten kurtardım. Ona yuva ararken avucumda uyuyakalmasından sonra Ginger adını verdim ve o da benim yolculuğuma ortak oldu. Sonra yağmurda sırılsıklam olmuş titrer halde yapayalnız bulduğum minnoş bir yavruyu da Ginger evlat edindi. O günden beri evin kapısını açtığımda koşa koşa beni karşılamaya gelen Ginger ve Chitosla yola devam ediyoruz.

Özellikle insan kendi işini kurduğu zaman haftanın her günü, 7/24 süren bir yolculuğa çıkıyor aslında. Expat Neighbors’dan dolayı Şangay’da ve diğer 3 büyük Asya şehrinde 4binden fazla insan tanıyorum, hatta bazen insanlar gelip “Evrim biz seni duyduk!” diyorlar, insan bir kalıyor, yahu kimden duydun hahah ya da ben taksi beklerken o sırada başka taksiden “Evrimmm” diye bağırıp durup beni alan komşularımız var hahaha çok ilginç bir his. Düşünsene 4,5 sene önce bu koskoca şehirde hiç kimseyken, şimdi böyle güzellikler oluyor. Bu arada Expat Neighbors’ı sırf Türkler için bir platform zannedenler var, topluluğumuzda Türklerin sayısı 5’i geçmiyor ne yazık ki ama gelen Türk arkadaşlarımdan bana “Şangay’ın muhtarı” diyen de var, “bazı kurumların yapamadığını sen yapıyorsun” diyen de. Ama çok yorucu bir tempo ve büyük fedakarlıklar istiyor. Yan gelip baba parası yiyen biri olmadım (aldığım klasik çemkirme mesajları), çalışıp üretmediğim zamanı boşa giden bir gün olarak görüyorum. Bu yoğun tempodan dolayı da kış ve yaz tatillerinde seyahat şart oluyor. Bunu da plajda güneşlenmek olarak görmüyorum, daha çok tecrübe odaklı seyahat ediyorum çünkü seyahat öğrendiğim, beslendiğim ve getirdiklerini işime, hayatıma yansıtabildiğim harika bir deneyim.

 

Çin’e  göç etmeden önce nerede yaşıyordun? Neler yapıyordun?

Çin’e göç etmeden önce İstanbul’da yaşıyordum ve açık olmak gerekirse o dönem çok zorlu bir dönemdi. Bununla ilgili detaylı bir yazı yazacağım. O zamanlar büyük bir Amerikan şirketinde iş geliştirme müdürü ve sonrasında ödemeler Türkiye müdürü olarak görev yapıyordum ve sabahlara kadar çalışıyordum. Aynı zaman diliminde ilk defa evden ayrılmış ve şirkete yakın oturuyordum. Sonra evrenin HAYDİİİİİ demesi ile hayatım değişti, derinleşti ve yeni bir Evrim doğdu.

Çin’e göç etmeye nasıl karar verdin?

Üniversite yıllarında kendime bir söz vermiştim. 30 yaşından önce bir süre de olsa yurt dışında yaşayacaktım. Bunu uzun yıllar erteledim. Bazen bu öyle bir boyut kazanıyor ki sen kendin bu sözü tutmuyorsan evren seni öyle ya da böyle itiyor, kendi hayallerine, isteklerine, özüne doğru kalmanı istiyor sanırım. Ben de o zamanlar bir öğrenme açlığı oluşmuştu. Görüşü sınırlı, kafa yapıları yapamazsıncı olanlar beni fazlasıyla sıkmaya başlamıştı. Yeni bir bebek gibi her şeyi sıfırdan öğrenebileceğim bir yere gitmek istedim. Amerika ve Avrupa böylece seçeneklerden çıkmıştı. Güney Amerika ekonomisi ve güvenliği açısından ilk tercihim değildi. Böylece rotam Asya’ya çevrildi. Asya ülkelerinden de Çin benim odak noktam olmuştu, tam bir kara kutuydu benim için. Dilini, kültürünü bilmediğim ve kimseyi tanımadığım bir yerde, o zamanlar 14 milyonluk nüfuslu bir şehirde, tek kelime ile bir yabancı olacaktım.

Cambridge Üniversitesi’nden öğretmenlik derecemi aldım ve uzun uğraşlar sonucu Şangay’dan  gelen teklif ile yola çıktım. Çin’in illa şu şehrine gitmeliyim diye bir fikir yoktu kafamda ama siz kendinizi gece gündüz amacınıza adadığınızda ve minik adımlarla, minik ellerle kapıları zorlamaya başladığınızda olaylar değişmeye başlıyor ve sizin yetersiz kaldığınız zamanlarda da evren sizin için doğru olan kapıyı aralıyor ve siz var gücünüzle o kapıyı ardına kadar iterek o kapıdan koşarak giriyorsunuz.  

Çin’de işlere başvururken de çok zorluklarla karşılaştım. Teklif almadan önce de benim için anlamı ve zamanlaması çok önemli olan bir rüya görmüştüm. Okyanusun ortasında Çin tipi geleneksel bir kayıktayım ve kafamda da Çin yapımı bir şapka var. Etrafım kalın bir sis tabakası ile kaplıydı. “Nereye gitmeliyim?” diye düşünürken bir anda sis kalktı ve karşımda Çin ana karası belirdiği an küreklere asıldım. Bu rüyanın ardından Şangay teklifi geldi. Hazırlıklardan sonra Şangay’daki yeni hayatıma doğru yol aldım ve böylece Çin’e göç ettim. 

Ben, insanın hayalleri değil, hayallerin insanı seçtiğine inanıyorum.  Bu anlamda Şangay beni çağırdı. Burada öğrendiklerim, geldiğim kültürle bağlantılı kurduğum platform, değiştirdiğimiz hayatlar, gizli kalmış keşfettiğim yeteneklerim hepsinin ortak bir noktası var ve elbet buradan da daha nice maceralar çıkacak.

 

Çin’de yaşam nasıl? Bize çok uzak bir ülke ve kültür, yaşamda farklılıklar var mı?

Çin’i sevmek ve nefret etmek el ele olan duygular. Zor bir ülke, dilini bilmek yetmiyor, kültürleri ve kafa yapıları çok çok farklı. Benzerlikler pek tabi var, hatta bunlar bazen insanı güldürüyor ama ülkede yaşamak, ayakta kalmak, odağı kaybetmemek sürekli çaba istiyor.

Önce benzerliklerden bahsedelim. Şöyle diyelim metrobüse bindin ve yüksek sesle telefonda konuşan bir amca var, buradaki metrolarda bunlardan daha da fazla var ya da araya kaynak yapma konusunda da bize baya benziyorlar. Sıra beklemek için sabırları çok yok, ama tek farkı buradakiler masum köylüyü oynuyor hahaha. Diğer bir benzerlik bizde metrobüste yaşanan koltuk yarışı burada kendini metroda gösteriyor. Şangaylı anneanneler He-Man gücündeler, seni savurup o koltuğa geçiyorlar. Genç olsa laf edeceksin ama yaşlı olduğu için o güce şaşırıp kalıyorsun. Artı, pazarlık burada da var ama çok daha şirin, hesap makinesini uzatıp en son ne verebilirsin diye sana soruyor, sen de böyle kalıyorsun hahaha. İşler tanıdıkla yürüyor, iş yapmak istediğiniz kişi yakın arkadaşınız, akrabanız ya da güvendiğiniz birinin arkadaşı değilse işler biraz daha zorlaşıyor.

Farklı yanları çok. Örneğin iş için her şeyi yazılı almanız sizin iyiliğinize. Burada sonradan “ben onu demedim” ya da “hatırlamıyorum onu dediğimi” diye dönenleri çok gördüm ki iş hayatında bu akıl alacak şey değil, o yüzden ne olursa olsun verilen sözleri, kararları yazılı almak mühim. Bu herkes için geçerli değil bu arada, çok yakın Çinli arkadaşlarım var ve onlardan böyle bir şey görmedim ama sonuçta yabancı ülkede yaşayan bir yabancı olarak kendinizi korumanız mühim.

Onun dışında şehirde kılıcıyla dolaşan bir sürü kungfu ustası Çinli var. Bunu Türkiye’de düşünemiyorum. Ülkede bireysel silahlanma yasak ama bu tür aletler dövüş sanatlarının bir parçası olduğu için ve gösteri amaçlı kullanıldığından sorun yok.

Hava kirliliğini önleme üzerine çok ciddi çalışmalar var ama hava kirliliğinin toplumda yarattığı boğazı temizleme alışkanlığına alışmak uzun sürüyor. Şangay’ın göbeğinde otursam da dışarı çıktığımda yaşlısından gencine, kadınından adamına herkeste bir tükürme durumu var. Boğazını derinden temizleyip ne varsa sokağa bırakıyor, bunu korku filmlerinde efekt yap kesin tutar o derece hahaha. Buna karşın sen burnunu mendille sildiğinde tiksiniyorlar.

Ayrıca Şangay dünyanın en güvenli şehri. 15 gün kadar daire kapımızı kilitlemediğimiz bir zaman olmuştu. Kapı kolunu açıp içeri girebiliyordun ama hiçbir şey olmadı. Kızlar bazen iç çamaşırları gözükecek kadar kısa eteklerle dışarı çıkıyorlar ama kimse dönüp bakmıyor. Pardon yanlış oldu, bazı ülkelerden gelenler yabancılar gözlerini alamıyor tabi.

Şangay’da toplu taşıma sistemi çok gelişmiş; yerin altında ve üstünde örümcek ağı gibi metro sistemi var. Tokyo ve Şangay metro ağı uzunluğunda yarışıyorlar, şu an için bayrak Çin’in. Metronun ulaşmadığı yerlere de giden otobüsler mevcut. Bununla birlikte taksiler ve buranın Uber’i olan Didi ve bisiklet paylaşım platformu da bu şehri yaşanır kılan, hayatı kolaylaştıran özelliklerden biri.

Farklılıklar konusunda söylenecek çok şey var ama son olarak şuna da değineyim. Bir Vietnam olmasa da burada bisiklet sürmek, motor kullanmak için duyularınızın çok gelişmiş olması gerekiyor. Önünüze kıranlar, bir anda yolun ortasında durup cep telefonunu kontrol edenler, ayağınıza milim kala vıınnn diye geçen motorlar daha neler neler, kendinizi adeta bilgisayar oyunundaymış gibi hissettiriyorlar, nereden ne gelecek diye psikopata bağlıyor insan.

 

Çin’de yaşamak için gerekli izinleri almak nasıl? Tüm bu süreç nasıl işledi? Yaşadığın sıkıntılar oldu mu?

Çin 2016 itibari ile Türklere bireysel vize vermeyi durdurdu. Grup vizeleri son derece pahalı ve gurubun beyan ettiği aktiviteleri gerçekleştirip gerçekleştirmediğini görmek için de grubun peşine polis takıyorlar. Ben 2013 Ağustos’da geldiğimde durumlar bu kadar sıkıntılı değildi. O zaman turist vizesi ile gittim. Belgelerimin hazırlanması ve oradaki sağlık raporunun çıkması için gerekli bir süreçti. Bir ay sonra buradan Hong Kong’a çalışma vizemi almak için gittim.

Bu arada Çin havaalanında da şöyle garip bir durum oldu, ben Çin’de 1 gün fazla kalmışım, okul bana şu gün git dedi ben de ona uydum. Pasaport kontroldeki polis memuru bana ülkede bir gün fazla kalmışsın deyince başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Durumu anlattım ve neyse ki polis anlayışlı biri çıktı ama bir yandan da uyardı, bir daha olmasın yoksa ceza ödemek zorunda kalırsın diye. Şu an bu durumda olanları sınır dışı ediyorlar. Yetmezmiş gibi tam uçağa binerken durduruldum, bu kadar da olmaz durumundayken bana “sizi upgrade ediyoruz, business uçacaksınız” dediler. Neden, ne oldu soruları sormadım direkt business bölümüne geçtim. Emirates ile uçmuştum ve harika bir tecrübeydi.

Hong Kong’taki ikinci günümde konsoloslukta da beni durdurdular, Türkler buradan vize alamaz, çalışma vizesini almak için Türkiye’ye gitmeniz gerekli cevabını aldım. Niye, neden, nasıl olacak sorularının cevabını alana kadar ben bir güzel Hong Kong’u da gezmiş oldum ve sonuç olarak çalışma vizemi almak için Türkiye’ye uçtum. Türkiye’de ancak 3 haftanın sonunda çalışma vizemi aldım ama bu 3 hafta boyunca Şangay’da okul devam ediyordu. Benim yerime Amerikalı geçici bir öğretmen buldular. Şangay’da İngilizce konuşulan ülkelerden gelenlere karşı bir hayranlık var ve genelde diğer ülkelerden gelenlerin önünde tutuluyor. Bu vatandaş benim okulu ve pozisyonu çok sevmiş ve okula “o geri gelmesin, zaten Türkiye gibi küçük bir ülkeden geliyor, beni tutun” demiş!!!! Neyse ki okulun başındaki adam bu teklifi kabul etmeyip sözleşmemize sağdık kaldı.

Bir kez çalışma vizesi aldığınızda, süresi geçmeden yeniletmek o kadar da zor değildi ama 2016’dan itibaren işler zorlaştı. Vietnam tatili dönüşü Şangay’a geldim, havaalanında pasaport kontrol polisi beni geçirmiyor. Bana “öğretmen olduğunu kanıtla” diyor. Hoppala, zaten bütün dökümanlarım elinde ama yine de “kanıtlamadan geçemezsin” diyor. Sağa bakıyorum sola bakıyorum Afrikalı, Hintli, Arap geçiyor, ben bekletiliyorum ki ülkedeki 3.senem. Telefonuma uzandım ve neyse ki telefonumda sınıfta çekilmiş olan fotoğraflarım kalmış, onları gösterdim. Telefonu elimden aldı ve sınıftaki fotoğraflardan ziyade fotoğrafları kaydırıp Vietnam fotoğraflarına bakmaya başladı. Üstüne bir de “çok güzelsin” deyip şimdi geçebilirsin dedi. Böyle bir muamele görmek beni çok üzdü.

Takip eden yıl ise işler buradaki Türkler için daha da zorlaştı. Geçen sene vizemi yenileme sürecini başlatmışım, elime 7 gün içinde yeni vizemin verileceğini söyleyen pasaport yerine geçen kırmızı kaşeli bir belge verilmişti ama gece yarısı kapıma polis geldi. “Öğretmen hanım, vizeniz dolmuş hala neden burdasınız? Lütfen benimle gelin.” demez mi adam. Bana verilen belgeyi adama uzattım. Bu belge de Çince bu arada. Buna rağmen polis kapımın önünde bir saat belgeye bakarak telefonda biriyle konuştu, ben de kapıda dikili kaldım. Sonra “tamam sorun yok” deyip gitti. Vizem çıkmadan önce de karakola çağrıldım. Okuldaki insan kaynakları ile karakola gittik ve bizi garip bir odada tavandan sarkan kameranın gördüğü  köşeye oturtup zaten bildikleri soruları bir saat boyunca tekrar sordular. Yıldırma taktikleri bunlar. Çinlilerle evli Türk arkadaşlarım var, onların durduk yere vizeleri iptal edilmiş, oteller zinciri olan iş adamlarının ve de bazı restoran sahiplerinin vizeleri de aynı şekilde bir gecede iptal edilmiş. Yani durum gözüktüğü kadar kolay değil ne yazık ki, umarım düzelir.

Çin pasaportunun Türk pasaportuna göre avantajları var mı?

Çin pasaportunun şu an hiç bir avantajı yok. Her ülkeden vize almak zorundalar.

Çin vatandaşlığı alacak mısın?

Çin, uzun seneler ülkede kaldın diye vatandaşlık vermiyor. Çifte vatandaşlık sistemi yok, seçim yapmak zorundasın. Burada yabancılar ev de alamıyor. Yani birinci gün de yabancısın, 10. yılda da yabancı statüsündesin. O yüzden yabancılar öğreneceklerini öğrendikten sonra ülkeden ayrılıyorlar.

 

Keyifler nasıl?

İstediğim hayat tarzını yaratmak için çalışmalarıma devam ediyorum, bu anlamda zamanımı daha etkin kullanmak için  eğitimlerimi online’a taşımaya devam ediyorum. Özellikle ülkemizde eğitim sistemindeki değişiklikler, kişilerin kaliteli online kurslara ihtiyacını gittikçe artırıyor. Bu anlamda da bir fayda sağladığımı düşünüyorum. Bir yandan Expat Neighbors olarak kendi platformumuza geçtik, onun çalışmaları devam ediyor. Ayrıca bu kış tatilinde nereye gitsem planları yapıyorum.

Nasıl besleniyorsun? Daha çok Çin mutfağı ağırlıklı mı yoksa başka mutfaklardan mı? Yemekler nasıl?

Şangay’da dünya mutfaklarını sunan restoranların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu yüzden Japon, Hint, Meksika mutfağı yani canın istediğinde hepsine ulaşabiliyorsun ama kolay ulaşamadığın şeyler var ki onlar da peynir, simit, yoğurt, sucuk… Burnumda tütüyor hepsi.

Uzun yıllar hep dışarıdan yemek söyledim ya da dışarıda yedim, çoğu zaman günde tek öğünle idare ettim. Bu durumda da bünye yavaşlayıp hop +25 kilo geldi. Bu yaşam tarzının sürdürülebilir olmadığını anlayınca Aralık 2017 itibari ile sağlıklı hayata geçiş yaparak kendi pişirdiğim yemeklerle ve yüzmeye ayırdığım zamanla güzel bir rutin oluşturdum ve bu şekilde de bir ayda 5 kilo verdim.

Çin mutfağına gelince her eyaletin ve şehrin kendine özgü yemekleri var. Şangay mutfağı şekerli olması ile biliniyor ama Sichuan mutfağı insanı acıdan kıvrandıracak kıvama getiriyor. Çin yemeklerini genelde seviyorum, acılı yemekleri bile güzel ama alışması zor. Hele kokan tofu dedikleri bir yemek var, kokmuş çorap gibi kokuyor. Denedim ama çok şey kaçırmamışım zaten.

Çin’de konu yemek oldu mu kafalarında tilki dolaşan çok insan var, ne yapsam ne etsem de bu yemeğin maliyetini düşürsem diye. Ortaya da o zaman kızartma yağı olarak makina yağı, yapay etler, plastik marullar vs çıkıyor o yüzden sokakta yerken dikkat etmekte fayda var.

 

Özlüyor musun?

Özellikle geçen Ağustos’ta Türkiye’den döndükten sonra özlem arttı. Burada 5.yılına girenler orta yaş krizi gibi bir sorgulama içine giriyorlar.

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?

Düşüncelerimden biri de bu. Annem için, ülkem için aklımda dönmek var. Hiçbir zaman “haydi ben bir daha gelmem” diyerek ayrılmadım. Odak noktam hep yeni şeyler öğrenmekti, sınırlarımı aşmaktı, fark etmeden de olsa kendi kendimi kutuya soktuğum her türlü sınırlayıcı düşünceden kurtulmaktı. Aklıma koyduğum çoğu şeyi başardım. Bu yılla birlikte yeni bir karar vereceğim, bakalım.

Eklemek istediklerin…

Buradaki hayat kolay bir hayat değil. Çin’in Türkiye’den farklı olduğu çok konu var ama buraya gelmeyi kafaya koyan biri bu farklılıklara çok odaklanmamalı çünkü demotive olmak kolay ve hayatı zorlaştıran bir durum, yok o yemeği yiyemem yok buna katlanamam. Konfor alanını istiyorsan zaten alıştığın düzenden niye çıktın diye sormazlar mı? Ben buraya arkamda bir şirketle gelmedim. İnan o çok daha kolay çünkü o durumda arabanı da veriyorlar, evini de tutuyorlar, bir sıkıntında hop yanındalar. Ben burada evsiz de kaldım, aç da kaldım, scooterla giderken araba da çarptı ki sözleşmeme göre kaza sigortamın yapılmış olması gerekiyordu, bu vesile ile unutulduğunun da ortaya çıktı. Ama bu süreçlerde hep yeni bir yolun kendini göstereceğine ya da bu yolu bulacağıma inandım ve öyle de oldu. Evrene güvenerek bilinmeze atladım, ya kanatlarım çıkacaktı ya da evren beni tutacaktı. O yüzden diyorum ki farklılıklar, uzaklıklar ve zorluklar kişinin saklı kalmış yeteneklerini su yüzüne çıkarıp kişiyi güçlendirerek duvarları kapıya dönüştürmesini sağlar, kişinin yaratıcılığını tetikleyerek yepyeni bir hayat kurmasına imkan verir.

 

Diğer göç hikayelerini okumak için aşağıdaki linke tıklayın…

https://bilinmeyenrota.com/yurtdisinda-yasam/goc-edenler/

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.