Saman Çiftliği – Kazdağları

0

Kazdağları’nda yaşayan iki seramik sanatçısı Demet ve Emre’nin kendi yaşam alanlarını misafirler ve kampçılar ile paylaşmaları ile başlamış tüm hikaye. Saman Çiftliği bir anda tatlı bir komün havası estiren, Demet ve Emre’nin günlük yaşamlarına dahil olduğunuz bir dinlenme alanına dönüşmüş. Kazdağları’nda konaklanacak en sakin mekanlar içerisinde yer alan Saman Çiftliği şehir hayatından kaçanlar için adeta küçük bir vaha gibi…

Son anda karar vererek gidiyoruz çiftliğe. Demet mesajında çiftliğin biraz kalabalık olduğunu söylüyor. Bayramda neresi kalabalık değil ki zaten? Çiftliğe vardığımızda ortalıkta kimse yok. Demet ile sabah ki konuşmamızda dereye gideceklerini söylemişti. Belli ki çiftlikteki herkes derenin keyfini çıkarıyor.

 

Merakla mekanı keşfe çıkıyorum. Girişin solunda koca bir tütün tarlası, onun ardından gelen bostan, upuzun uzanan yeşil alan, hobbit evleri, sadece 3-4 çadırın bulunduğu çadır alanı, üzeri seramikler ile süslenmiş taş fırın ve kuş sesleri insana daha ilk andan “Buradan ayrılmak istemiyorum” dedirtiyor.

Saman Çiftliği Nerede?

Demet ve Emre uzun süre şehirden kaçıp köye yerleşme hayalleri kurarken, bunu sadece hayalde bırakmayıp eyleme geçiren ender insanlardan. Kendileri için kurdukları evde, şu an Türkiye’nin bir çok yerinden ve hatta yurtdışından misafirlerini ağırlıyorlar. Bungalov, hobbit evleri ve ortak alanın bir çok yerinde sanatçı dokunuşu anında hissediliyor. Günlük olarak kullanılan bir çok seramik kendi ellerinden çıkmış.

Demet kış aylarında Hıdırlar köyü’ndeki kadınlara seramik kursu veriyor. Bir çok kadın için bir kaçış noktası yaratmış. Kadınların kendilerine ait zaman geçirme ve hobi edinmelerinde katkısı çok büyük. İlk başlarda fayans kursu olarak anlaşılmış olsa da, şu an kurstan çok güzel seramik eserler çıkıyor.

Demet’in elleri sadece seramik konusunda değil yemek konusunda da çok yetenekli. Kaldığımız süre boyunca, tadına baktığımız yemekler ve içeçekler çok lezzetliydi. Demet’in kendi eliyle yaptığı Bailey’s favorimdi ama kendi elleriyle hazırladıkları bira ve şaraplara da haksızlık etmek istemiyorum.

Bizim orada olduğumuz dönemde misafirler de minimalist yaşam tarzını benimsemiş, hoş sohbet insanlardı. Mesela MCK. Adam misafir olarak gide gele demirbaş olmuş artık. Öyle ki, çadır kurmakla uğraşmayalım diye kendi misafirlerini ağırladığı çadırı bize tahsis etti. MCK’nın da gelip dönmeyesi var ama çoğumuz gibi bazı mecburiyetlerden dönüyor o da. Hani demiş ya şair,

“Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasına
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir..
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hani kendimizden razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor.

“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz…

Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.“

Kök salacaksam eğer illa bir yere, bu kök bence Demet ve Emre’nin ki gibi oh be dedirten bir yere olmalı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.