Ana Sayfa Blog Sayfa 12

Teknestop Yapacaklar İçin Tavsiyeler

2
teknestop

Teknestop yapmak ve bir yelkenli ile okyanuslara açılmak birçok insanın hayali olsa da, bunun birçok zorluğu var. Bu zorluklar ile okyanusun ortasında habersiz bir şekilde karşılaşmaktansa, hazırlanmak bizi mental olarak daha güçlü tutar. Teknestop yapacaklar için tavsiyeler …


Teknestoptan Önce…

 

Ücretli Sitelere Bakın

Eğer araştırmayı internet üzerinden yapacaksanız, teknelerin eleman ihtiyaçlarına

 

 

gibi websitelerinden ulaşabilirsiniz. Bu sitelerin ücretli olanlarını tercih etmek hem işi daha ciddiye alan insanlar ile tanışmanızı hem de daha az insanla rekabet etmenizi sağlayacaktır.


Marinalara İlan Bırakın

Eğer tekne arayışını bulunduğunuz bir limandan gerçekleştireceksiniz, kendinizi, tecrübelerinizi ve yapabileceklerinizi anlatan bir el ilanını marinanın panosuna ya da barındanki ilan panosuna yapıştırabilirsiniz. El ilanının kısa, özet bilgi içeren ve göze çarpıcı olması sizi ön plana çıkaracaktır.


Rüzgarları Takip Edin

Eski zamanlardan beri ticaret rüzgarları denizciler tarafından kullanılır. Günümüzde de bu döngüler yelkenli seyahatlerin, başlangıç noktalarını ve tarihlerini belirlemekte kullanılmaya devam etmektedir. Rüzgarın dönemlerini takip etmek, seyahatin tarihlerini belirlemekte faydalı olacaktır.


Esnek Olmak

Seyahat tarihleri konusunda esnek olun. Doğa ile baş başa olacağınız bir maceraya atılıyorsanız, tekne bulabilmek için seyahatin başlangıcında ve bitişinde esnek olmanızda fayda var. Başınıza ne geleceği, ne zorluklar ile karşılaşacağınız asla bilinmez. En nihayetinde doğa ana, Alman tren sistemi gibi işlemiyor.

 

Eğitim ve Tecrübe


Eğitim şart! Gerçekleştireceğiniz seyir, doğa ve iklim koşulları, tarihler, coğrafya bir çok değişken seyahatin zorluk derecesini değiştirebilmektedir. Daha önceden yelkenli eğitimi almak ve seyir tecrübesine sahip olmak, hem zorluklar ile yüzleşmek, ne ile karşılacağınızın bilincinde olmak hem de daha hızlı bir biçimde tekne bulabilmek adına kolaylık sağlayacaktır. Eğitimi olmadan çıkan bir çok insan da tabii ki var ancak seyirin size göre olmadığını anlayana kadar kendinizi geri dönüşü olmayan bir noktada olabilirsiniz.



Mümkünse Açılmadan Ekiple Vakit Geçirin


Tekneyi buldunuz ve ekip ile muhteşem bir maceraya hazırlanıyorsunuz ancak küçücük bir alanda belki aylarca sürecek bir macerada aynı insanlar ile birlikte olacak, muhabbet edecek ve çalışacaksınız. Peki bu insanlar kim? Fikirleriniz uyuyor mu? Uyum sağlayabilecek misiniz? Bu sorulara yanıt bulabilmek için açılmadan önce bir süre teknede ekip ile birlikte vakit geçirmek kafanızdaki soru işaretlerinin silinmesini sağlayacaktır.



Kuralları Önceden Konuşun


Kaptan teknedeki kuralları ya kendisi ya da ortak karar ile belirleyecektir. Tekne içindeki kuralların önceden konuşulması ilerleyen dönemde sıkıntı yaşanmasını engelleyecektir. 



Teknestop Esnasında…



Öğrenmeye Açık Olun


Teknede görev paylaşımı ne olursa olsun, diğer kişilerin yapıp sizin yapmadığınız işleri de mutlaka öğrenmeye çalışın. Denizde ne zaman ne ile karşılaşılacağı belli olmaz. En kötüsünü hayal edelim; kaptan denize düştü. Ne olacak ?!

 

İşten Kaçmayın


Teknede yapılması gereken işler hiçbir zaman bitmez ama yapılmaz ise de o tekne ilerlemez. O nedenle işten kaçmak yerine, ekip ile bir olmayı ve hep bir elden kısa bir sürede halletmeye bakın.

 

Kurallara Uyun


Kaptanın ya da ekibin belirlediği kurallara uyun. Şunu da unutmayın ki, teknede her zaman biraz hiyerarşi vardır. Acil durumlarda kaptanın dediği olur. Acil durumda kaptan ya da ekip ile kavga ekip, kararı sorgulamak yerine, alınan kararı uygulayın. En kötü karar, hiç verilmemiş karardır.

 

Kıvamında Sohbet Edin


Uzun süreli seyahatlerde kıvamında sohbet edebilmek önemli bir meziyettir. Kimsenin başını şişirmeden, canını sıkmadan ideal düzeyde sohbet edebilmek mühim. Benim seyir yaptığım teknede boşanmak üzere olan adamlardan bir tanesi, bir ay boyunca kesintisiz karısı ile ilgili sıkıntılarını anlattı. Neyse ki, vardiyalarımız bir değildi de dinlemek zorunda kalmadım. Diğer arkadaşlara ise sadece sabır diledim.

 

Tek Başınıza Kalmayı Öğrenin


Tek başınıza kalabilmeyi, tek başınıza vakit geçirebilmeyi, kendi bireysel alanınızı yaratabilmeyi öğrenin. Başkaları olmadan, konuşmadan sessizce vakit geçirebilmek hem kendiniz için hem de ekip arkadaşlarınız için oldukça önemli bir hale gelecektir.

Pruvanız neta, rüzgarınız kolayınıza olsun…

Teknestop Nedir, Nasıl Yapılır?

2

Teknestop için öncelikle çok iyi araştırma yapmak, tarihlerde esnek olabilmek ve şanslı olmak gerekiyor. Tüm bunları başardıysanız, çantayı hazırlayın zor ama muhteşem bir maceraya yelken açıyorsunuz.

Teknestop nedir, nasıl yapılır? Teknestop ile dünya turu yapmak mümkün mü? Teknestop yapmak için neler gerekir, para kazanılır mı? Toplanın anlatıyorum…

 

Teknestop ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Teknestop Nedir?

Teknestobun otostoptan tek farkı, arabaya değil tekneye çekilmesidir. Yani seyire çıkacak bir teknenin iş gücünüz karşılığında sizi bir yerden alıp, başka bir yere bırakması. 

 

Eğitim Gerekli Mi?

Teknestop yapabilmek için denize, denizciliğe, yelkenliye dair eğitim şart değildir ama gereklidir. Okyanus aşacaksınız, uçsuz bucaksız denizlerde seyir yapacaksınız. Tekneye ve denizciliğe dair eğitim almış olmak çok büyük bir avantaj olacaktır. Kendinize güvenmenizi sağlayacak.

 

Hangi Tarihlerde Yapılır?

Yapılacak tarihler mevsimlere ve rüzgarlara göre belirlenmelidir. Başlayacağınız bölgenin hangi mevsimde yelkenli seyire elverişli olduğunu öğrenin. Mesela Kanarya Adaları’ndan Ekim Kasım aylarında insanlığın yüzyıllardır kullandığı ticaret rüzgarları esmeye başlar ve Atlantik’in karşı kıyısına geçmek için dönemdir. Tam tersi istikametten aynı dönemde kalkıp, Kanarya Adaları’na gelecek tek bir tekne bulabilmek mümkün değildir çünkü rüzgarlar ters yönden eser.

 

Teknestop Nereden Yapılır?

Marinadan doğrudan ya da online olarak yapılır.

Marinadan tekne arayacak kişiler, bulundukları marinanın yönetimine gidip gitmek istedikleri yönde yakın zamanda kalkacak tekneler hakkında bilgi alabilir ya da panoya bir ilan bırakabilir. Burada devreye giren unsun, karşı tarafın ihtiyacı ve teknestopçunun ikna kabiliyetidir.

Online olarak yapılanlar ise görece daha kolaydır çünkü evden işyerinden ya da bir kafeden başvuru yapılabilir. Ekibine eleman arayan tekne sahibinin hangi özelliklerde birini aradığına, hangi koşullarda çalışılacağına bir tıkla erişilebilir. Online olarak hizmet veren siteler ücretli ve ücretsiz olarak ikiye ayrılıyor. Şahsi tavsiyem, ücretli olanları kullanmaktır çünkü ücretli sitelerde gerçekten ciddi bu işe değer veren insanlar ve daha az rakip vardır.


Hangi Websitelerinden  Tekne Bulunur?

 

Teknestopta Para Kazanılır mı?


Teknestoptan para kazanmak mümkün, tabii ki tecrübeli iseniz. Eğer yelkenli seyir tecrübeniz var ise, nadiren de olsa ekiptekilere para ödeyen tekneler bulabilmek mümkün. Deniz aşığı olup hayatını bu şekilde kazanan insanlar tanıyorum.

Ücretli mi?


Teknestop yapan kişiden ücret alınıp alınmayacağı tamamen tekne sahibinin insiyatifinde bir durumdur. Kimi tekne sahipleri, ücretsiz iş gücü olarak gördükleri elemanın uçak biletine kadar karşılarken, kimileri sadece yemek masraflarını talep eder, kimileri ise elemana eğitim ve tecrübe kazandıracağı ve karşıdakinin böyle bir tecrübeyi kolay kolay edinemeyeceğini bildiği için elemandan para talep eder.

 

Teknestop Yapacak Kişide Hangi Özellikler Aranır?

Ekibe uyum sağlayabilmek, acil durumda karar alabilmek, kendi kendine yetebilmek, çalışkan olmak, kaptanın emirlerine uymak ve öğrenmeye hevesli olmak.

Yelkenli seyir maceralarımı aşağıdan okuyabilirsiniz. 

Yelkenli Seyir – Meksika’dan Panama’ya

 

Yapabilirsin!

0

Gezgin Yogini Burcu ile birlikte düzenlediğimiz Asi Kadınlar Yoga ve Seyahat Buluşması tahminlerimizin üstünde keyifli geçti. Amacımız bir araya gelmek, kendini Asi olarak adlandıran diğer kadınlarla buluşmak ve karşılıklı olarak deneyimlerimizi paylaşmaktı. Buluşma katılımcılarından Selcen ile ilk akşam ateş başında sohbet ederken korkularından bahsetmişti, adım atamadığından ve aslında kendi kafasında yarattığı diğer çevresel etkenlerden. Buluşma sonrası nasıl oldu anlamadık, baktık ki bir anda aynı odayı paylaşmaya başlamışız. Ardından da yola beraber çıktık. Keyifli 15 gün geçirdik. Birbirimize veda etmemize yakın, yaşadıklarını yazıya dökeceğini söyledi ve metni sitede paylaşmamı rica etti. Ayrıldıktan kısa bir süre sonra aşağıdaki metni gönderdi. O farklı bir başlık koymuş ama, o başlık bana fazla iddialı geldi..

Bunu yayınlama amacım, aman ben şöyle iyiyim bakın insanlara ne kapılar açıyorum gibi bir algı yaratmak değil. Sadece yol arkadaşımın deneyimlerini paylaşmak.

Selcen’in yazdıkları….

yolculuk

Tuğçe Makarnacı işe harika 15 gün ve farkındalık deneyimi konu başlığımız 🙂 Bitik bir dönemden sonra kendime geldiğim, bir şeyler yapmak istediğim bir zamanda tanıdım Tuğçe’yi. Burcu Tunca ile beraber düzenledikleri “Asi kadınlar yoga ve seyahat kampı”nda. Bu kampa gelme fikri bir içki masasında çıktı. Kim demiş alkol kötü bir şey, hep iyi fikirler bu masalardan çıkmaz mı :))) Hemen iletişime geçip katılacağım dedim, çokta doğru demişim tebrik ediyorum kendimi 🙂

30 harika insan tanıdım. Katıldığım en harika organizasyondu. 30 tane kadının ortasında biriken enerjiyi düşünsenize… Sabahtan akşam uyku zamanına kadar dolu dolu geçirdiğimiz, muhteşem organize edilmiş 3 gün. Bize sunduğunuz harika organizasyon için teşekkürler Burcu & Tuğçe. Yalnız 3 gün yetersizdi bundan sonraki organizasyonlar uzun olsun please :/

Neyse ki ben dönüş biletimi almamıştım ve Tuğçe ile yola devam etme fırsatını yakaladım. Seyahat için dolu bir başlangıç oldu benim için.Ben şanslı zamanımdaymışım demek ki 🙂 Tuğçe çok güzel bir kapı açtı bana. Ben yalnızca tatilin tanımını bilenlerdendim. Tatil benim için belirli bir plan, rezervasyon, otelde , sahilde yatmak, eğlenmek için bolca para demekti. Hoşlandığım bu değildi ama çevremdeki insanlarla tatile çıkmak mantıklı gelendi, yalnız tatile çıkılmazdı. E tabi beraber tatile çıkılıyorsa gezilecek vakitler, değerlendirilecek , eğlenecek ve hatta uyuyup uyanacak vakitler de bir olmalıydı.

Tuğçe bana yalnız seyahati öğretti.Kendine göre gezmek, öğrenmek, keşfetmek… Çok çok teşekkürler Tuğçe bana kattığın farkındalık için. Bu yazıyı bana kattığı farkındalığı anlatmak için yazdım amacım Tuğçe ile burayı gördüm şurayı gördüm değil yani nispet yapmayacağım :))  Neyse; demiştim bende seyahat ve tek başınalığın dayanılmaz hafifliğinin bilinci yoktu. Tatil de; otel, para, dans, alkol ve dinlenmek demekti. Bunların hepsi benim tarzıma uygun değildi, hepten yok demiyorum ama tatilimin tamamen bu şekilde geçmesi tarzım değildi abartmayayım şimdi 🙂 Tatillerimi bu şekilde geçiriyordum çünkü “tek başına tatil yapılmaz !!” kafasındaydım. Yanlış ! Tuğçe 15 günde bütün tabularımı yıktı. “15 günde sigarayı bıraktırıyoruz” sloganına benzedi biraz ama çok ciddiyim tabularımın yıkılması konusunda. Artık tatil otel, bolca para, yüksek ses, bolca dans, uyum sağlamak değil!! Tek seyahat etmek muhteşem bir şeymiş, bana tek seyahat edebileceğim güveni verdi Tuğçe. Tuğçe ile 1 hafta önce ayrıldık, ben kaldığım yerden canım istediği yere giderek, bolca antika görerek, tarihi eser, keşfi herkes tarafından yapılmamış yerleri göre göre devam ediyorum. Çok paraya da ihtiyaç duymuyorum gece 30 tl ye kalabildiğim yerleri araştırıp, günde 2 tl suya, 10 tl yemeğe vererek devam ediyorum. En büyük teşekkürüm bu sana. Çok paraya ihtiyaç duymuyorum dedim ama; bir büyük teşekkür de sigara konusunda tabii ki. 1 hafta önce aldığım tütün hala duruyo günde 11 tl verdiğim sigara parası 1 haftada 15 tl ye düştü sayende :))) Bunun için 5 teşekkürü hak ediyorsun bence 😀

yemek yemek

Lafı fazla uzatmak istemeden; seni tanıdığım günden beri bana sağladığın maddi, manevi destek için , yoldaşlık, ortaklık ve farkındalık için çok teşekkür ederim. Hayatımda izin olacak bil hani , kod adı “” Sen kimsin yaaa ” :)))

  • ilk otostop ( çok heyecanlı ve tatlıydı) 🙂
  • ilk tütün ( oldukça karlı) 🙂
  • yalnız seyahat bilinci ( en güzel tatilim)
  • Bütçe planlaması
  • Yapabilirim bilinci
  • İyi insanlar hala varlar bilinciTeşekkürler Tuğçe Makarnacı :)))

Olimpos’ta Yapılacak Etkinlikler

0
Olimpos'ta yapılacak etkinlikler


Olimpos’ta yapılacak etkinlikler sadece Olimpos Antik Kenti’ni turlamak ve sahilde denize girmekle sınırlı değil. Tekne turu ile adaları ya da gizli koyları keşfedebilir, Likya Yolu’nda trekking yapıp muhteşem manzaralara şahit olabilir, ATV turu ya da kaya tırmanışı ile adrenalin dolu dakikalar yaşayabilir, şnorkel ile sualtı dünyasını  bisiklet turu ile de Olimpos’u kendiniz keşfedebilirsiniz.

Tekne Turu

 

Tekne turları Adrasan’dan ve Olimpos’tan kalkıyor. Eh tabi Olimpos’ta olunca bulunduğun yerden tur ayarlamak daha mantıklı geliyor insana ama biz Adrasan’da ki Yusuf Kaptan’ın methini çok duyunca onunla seyir yapmak istedik. Yusuf Kaptan otelden servis ile aldırıyor yani Adrasan’a nasıl gideceğim diye düşünmeye gerek yok. İki farklı tur var. Birisi Suluada’ya giden diğeri de koyları gezen. Koyları gezen tur daha atraksiyonlu ve eğlenceli, Suluada ise doğal güzellik olarak ön planda oluyormuş. Atraksiyon denince aklıma bangır bangır çalan bir müzik ve çılgınca eğlenen 18-22 yaş grubu geldiği için Türkiye’nin Maldivleri diye anılan Suluada turunu tercih ettim. Bu seferde çocuklu ailelere denk geldim. God damn it.
Tekne turu 50TL civarında ama kalabalık olursanız indirim alırsınız. Tekne turu fiyatlarına ulaşım, öğle yemeği, çay, meyve servisi de dahil

 
Yusuf Kaptan’ın numarası 0536 864 2362


ATV

Olimpos’ta yapılacak etkinlikler içerisinde en popüler olanı. Eh normal değil mi. Çalışma mantığı motor gibi ama 4 tekerlekli, arazide gidiyor. Çukura girdi çıktı derdi yok. Dağ tepe çıkıyor iniyor. Dik inişler çok keyifli özellikle, tabii dikkat etmek gerekiyor. ATV’yi tek kullanabilir ya da iki kişi paylaşabilirsiniz. Tek kişi fiyatlar 75 çift kişi 90 TL civarında. Bu fiyatlara rehber dahil. https://www.instagram.com/olymposquadsafari/

Kaya Tırmanışı

 

Olimpos’ta her seviyeye hitap eden rotalar var ama yanımda ekipmanlar olmadığı için tırmanma şansım olmadı. Kaya tırmanışı için ekipman ve rehber kiralayan mekanlara gittiğimde ise şok yaşadım. Yarım gün rehberlik edecek birisi ve yanında ekipmanlar vs ( 4 kişilik grup için kişi başı fiyat) 110€ civarı. Kendi ekipmanınız varsa, eminim çok keyifli vakitler geçirebilirsiniz.

Şnorkel

Sahilin sağ tarafı kayalık, al şnorkeli dal. Detaya gerek yok.

Bisiklet Turu

bisiklet

 

Al bisikleti keşfet Olimpos’u. Yalnız sadece asfaltta süreceksen, ince tekerlekli bisiklet seçmeye özen göster yoksa zor oluyor.

 

Olimpos’ta Konaklama

Olimpos konaklama seçenekleri olarak bir çok alternatif sunuyor. Sahilde kampta atılabilir, doğal evlerde de kalınabilir.

 

Kamp

Olimpos Likya yolu üzerinde olduğu için bir çok sırtçantalının uğrak noktası. Sahilde kamp atmak yasak ama ciddi bir denetim yok. Sadece sabah jandarma erkenden gelip uyandırıyor ve çadırı toplatıyor. Eğer Likya yolunu yürümüyorsanız, çadır taşımanın ve çadırda kalmanın pek bir anlamı yok. Zaten gün içerisinde yiyeceğiniz yemek parasına, yemek dahil konaklama seçenekleri bulunabiliyor.

Pansiyon

olimpos çamlık pansiyon

Ahşap evlerde huzurlu bir sabaha uyanmak gibisi yok. Olimpos’ta fiyatlar birbirine yakın. Sit alanı olduğu için de birbirinden çok farklı yapılarla karşılaşmak mümkün değil. Ben Çamlık Pansiyon’da yaklaşık olarak 10 gün kaldım. Aile sıcaklığında bir mekan, Durdu teyze yemekleri kendi elleri ile hazırlıyor. Mutfağa da kimseyi sokturmuyor. Mutfakta giydiği terlikleri bile ayrı. Bir de burasının çok güzel bir barı var. Yeni yapıldı. Barın oturakları salıncaktan. Hem içki içip hem de sallanmak çok keyifli oluyor. Tabii bir de, işletmenin direği Fuat var. Dünya tatlısı bir adam, misafirperverlikte üstüne tanımıyorum. Giderseniz selamımı iletin. 


Butik

Biraz daha lüks arayanlar için Daphne Tatilevi’ni öneririm. Refiye ve Bülent’in işlettiği mekan, onlar kadar samimi ve şahane dekore edilmiş. Muhabbetlerine doyum olmuyor. Otele değil de, arkadaşını ziyarete gitmiş gibi hissettiriyorlar. Misafirler özellikle bu nedenle tercih ediyorlar Daphne’yi. Civardaki gezilecek tarihi yerlere hakimler ve ziyaret konusunda da yardımcı oluyorlar. Yemekler şahane. Akşamları kurulan uzun sofrada tüm misafirler toplanıp, birlikte yemek yiyor ve keyfine doyum olmayan sohbetler yapılıyor.

 

Olimpos’ta gezilecek yerler için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz.

Olimpos

Olimpos

2
olimpos manzara

Olimpos, Likya yolu üzerinde ve Antalya yakın yerler içerisindeki destinasyonların en popülerlerinden bir tanesi. Eskiden Likya yolunu yürüyen Avustralyalıların, hippielerin akınına uğramış. Son günlerde ise yabancı turistin ülkeye gelmemesi nedeniyle daha çok Türk turistin ve öğrencilerin buluştuğu bir doğa harikası. Olimpos, doğal güzellikleri sebebiyle rant kavgalarının orta noktasında bulmuş kendini. Yanan belki de yakılan ormanlar, yapılan duble yollar ile savaşıyor Olimpos.

Sit alanı olduğu için alt yapısı yoğun dönemdeki misafir sayısını kaldıramayacak durumda ama buna rağmen yol yapılmaya devam ediyor. Sebebi ise trafik yoğunluğu… Ama tüm bu eksikliklerini yemyeşil ormanları, yağmurlu zamanlarda şırıl şırıl akan deresi, kocaman bir antik kenti ve misafirperver halkı ile görünmez kılıyor.

Ben gözümü Fethiye Kabak Koyu ile açtım. Olimpos’un eski ziyaretçileri, kendini Kabak Koyu’na atıyor artı. Kabak Koyu’nda hep duyduğum şey “Olimpos bitti, sakın gitme” idi. Ta ki, bu sene Meksika’da bir hostelde Fuat ile tanışana kadar. Fuat Olimpos’un yerlisi aynı zamanda Olimpos’ta pansiyon işletmecisi. Sezon sonunda yaptığı yurtdışı seyahatleri ile kendini ve pansiyonunu geliştirmeye çalışıyor. Tanıştığım en candan ve misafirperver insanlardan biri olan Fuat’ın ağzından Olimpos’u dinleyince, gitmeye, görmeye ve tecrübe etmeye karar verdim.

Gittiğim dönem Ramazan nedeniyle epey sakindi. Ne trafik vardı, ne kalabalık. Ama Olimpos’ta dere yatağı düzeltiliyor ve ek bir yol yapılıyordu. Halbuki ne kadar güzel olurdu, dere yatağına dokunulmasa, var olan yol trafiğe kapatılıp sadece yayalara açık olsa…

Hayaller ve gerçekler farklı olgular ama kimse şunu da unutmasın ki, Türkiye’de olması gerekenler ile olanlar arasında da büyük bir uçurum var.

 

Olimpos ve Çevresinde Gezilecek Yerler

 

Olimpos’ta uzunca bir süre kalınca, üstüne bir de çok sevdiğim arkadaşlarım Yoldaki Gökhan, Gezgin Yogini Burcu ve Keşfetsene Taflan gelince, Olimpos’ta ve çevresinde gezilecek yerleri keşfetme fırsatımız oldu. İşte gezileceklerin listesi…

 

  • Olimpos Sahil

    Olimpos’a adım atanların büyük çoğunluğu ilk olarak denizin keyfini çıkarabilmek için kendini sahile atıyor. Ben de öyle yaptım tabii ki. Upuzun bir sahil, bir ucu Olimpos diğer ucu Çıralı. Gezginlerin buluşma ve tanışma noktası. Burcu ile otururken, bir anda Sema çıktı geldi yol sordu. Fas’lı bir arkadaşı ile Likya Yolu’nu yürüyormuş. Arkamızdan geçen Tigris, civara çok hakim olmadığımızı farkedince konuşmaya dahil oldu. Derken bir baktık ki, hep beraber oturup içkilerimizi paylaşıyoruz. Öyle güzel bir buluşma oldu ki, uzun zamandır bu kadar keyifli tartışmalar yaptığımı hatırlamıyorum.

    Olimpos’tan sahile geçmek ücretli. Sahile çıkan yol antik kentin içinden geçtiği için ören yerine geçiş yapmanız gerekiyor. Müzekart ile sınırsız sayıda geçiş yapmak mümkün, müzekart yoksa pansiyonlarda konaklayanlar için özel bir kart çıkartılmış. 10 geçiş hakkı veriyor, fiyatı 7.5 TL. Nasıl temin edileceğini, konakladığınız yere sorabilirsiniz. İkisi de yoksa yani günübirlik geldiyseniz kişi başı 20TL geçiş ücreti vermeniz gerekiyor.
    Midye seviyorsanız, Serkan’ı bulun. Ya da sahilde o sizi bulur. Biraz pahalı satıyor ama İzmir kalitesinde midye veriyor.

 

  • Olympos Antik Kenti

    Olimpos Antik Kenti

     

    Sahile gitmek için taşlarının adımlandığı, patikalarının yüründüğü Olympos antik kenti çoğu kişi tarafından göz ardı ediliyor. Tarih boyunca Olympos, Likya Birliği’nin önemli kentlerinden bir tanesi, Kilikyalı Korsan Zeniketes’in üssü ve Cenevizli tüccarların ticari merkezi olmuş. Tarih anlatmaktan çok hoşlanmıyorum, merak eden zaten açıp okur. Sadece Olympos Antik kentini adımlarken hayal edin, korsanlar döneminde nasıl bir yerdi? Black Sails…

     

  • Adrasan

    Ceneviz hotel restaurant

     

    Adrasan, Olimpos’a kıyasla biraz daha aile mekanı olmaya uygun. Küçük çakıllı plajı, şezlongları ve şemsiyeleri ile belki bir iki gün geçirilebilecek bir yer. Ama öyle bir yer var ki, sahibi Ali hem muhabbeti ile hem de sundukları için, o muhteşem sofra ve manzara için her dolunay gidebilirim.

    Bomboş bir sahilde tek bir masa hayal edin, renkli sandalyeler, muhteşem mezeler ve dolunay… Hayatımda en çok keyif aldığım gecelerden bir tanesiydi. Tabii
    ki, bunda muhabbetin etkisi de büyük.

    Fotoğraftaki sofrayı görüp çok heveslenmeyin, maalesef normalde böyle bir hizmet yok. Kanka torpilinden böyle bir masaya oturma şansı yakaladık. Gidip Ali’yi darlamayın sakın… Lütfen… Ama sohbeti için gidin, mezeleri için gidin…

 

  • Suluada

    Aaah Suluada… Türkiye’nin Maldivleri diyorlar Suluada için, tabii ki pazarlama için. Desinler çünkü haklılar. Ben bu kadar berrak ve turkuaz suyu bir kaç sahilde gördüm sadece. Benzeri yok diyemem, kesinlikle var ama sayılı. Bu kadar yol gelmişken gidilesi görülesi bir yer…

     

  • Çıralı

    Bir türlü gitme fırsatı yakalayamadığım aslında, popomu kaldırmak zor geldiği için yürüyüp gitmediğim Çıralı hakkında sadece duyduklarımı yazacağım. Kamp için Olimpos yerine tercih edilebilir, özellikle kampı sahilde atmak istiyorsanız. Olimpos’taki gibi karışan eden yok. Üstüne duş, tuvalet bulmak mümkün.

     

  • Gelidonya Feneri

    Gelidonya Feneri

    Yine isteyip de gidemediklerimden bir seçki. Aşık olunası manzaraya sahip Gelidonya Feneri Likya Yolu’nun en güzel destinasyonlarından biri sanırım. Sanırım çünkü göremedim 🙁

Olimpos’ta Yapılacak Etkinlikler

Seyahat Bloggerlarının Negatif Yanları

36
seyahat bloggerları

Seyahat bloggerı olmak bir çok kişi için hayal meslek. Artık her çantasını alıp yola düşen bir blog açıyor. İyisiyle kötüsüyle 2011’den beri blog yazıyorum ve seyahat bloggerlarının büyük bir kısmı ile yüzyüze tanışma vakit geçirme fırsatı elde ettim. Kimini çok severim, kimini sevmem. Yalan değil. Her bloggerın kendine ait bir tarzı vardır bazısı şehir gezer, bazısı dağ bayır. Kimisi gezmeden önce araştırır, kimisi gezip yazarken bilgi lazım olursa araştırır. Bunlar tamamen kişinin kendi karakteri ile alakalı. Ama içlerinde çok yakın arkadaşlarımın olduğu bir çok bloggerın yaptığı ve sinir bozucu olan bazı davranışlardan bahsedeceğim.. Seyahat bloggerlarının negatif yanları …

 

Ülke Şehir Saymak

rekor

Birçok blogger gittiği ülke ve şehirlerin çetelesini tutuyor ve bunu bir yarış haline getiriyor. “Benim rakamla işim yok” diyen nice insan, söyleminin iki gün ardından 65.ülkemden merhaba gibi paylaşımlarda bulunuyor. Bu tarz paylaşımların takipçi kazanmakta kesinlikle etkisi var bunu göz ardı edemeyiz ancak unutmamak gerekiyor ki böyle bir yarışa girildiğinde seyahat yazılarının içi boşalıyor. Çünkü artık keyif için ya da faydalı bir metin oluşturabilmek için seyahat yerine skor için seyahat başlıyor.

Ha bir de sadece iki hava limanı arası transfer yaptığı şehirleri, gezilen şehirler listesine ekleyenler var, onlara diyeceğim hiçbir şey yok.

 

İki Ülke Gezip Dünya Turu Olarak Adlandırmak

Tam bir dünya turu yapan blogger sayısı az. Kerimcan’ın 360 projesi buna güzel bir örnek oldu. Dünya turu sağlam bir bütçe, plan ve zaman gerektiriyor. 6 aylık bir Asya seyahatine çıkan bloggerlar bile seyahatlerini dünya turu olarak lanse edebiliyor. Seyahatlerin dünya turu olarak adlandırılmasının başka bir sebebi ise, röportaj yapılan mecraların gazetelerin sansasyon yaratmak için bloggera sormadan böyle bir başlık atması.

 

İnsanları İstifaya Zorlamak

Günümüzün yeni trendlerinden bir tanesi ise ofis hayatını geride bırakıp, seyahate çıkmak. İstifa etmek, her şeyi geride bırakmak gerçekten zorlu bir süreç ve süreç dahilinde belki de geri dönüşü olmayan karar alınması gerekiyor. Bu deneyimi yaşamış ve çok mutlu olan kişiler var, ben de bunlardan birisiyim. Ancak insanları buna özendirmek, herhangi bir plan program yapmadan, düşünmeden böyle bir karar almalarını desteklemeyi çok doğru bulmuyorum. Karşımızdaki insan o kadar güçlü olmayabilir ya da sonrasında verdiği karardan pişman olabilir. Evini arabasını satıp, seyahat edip sonra don paça ülkeye dönüp sürünen örnekler mevcut. O yüzden kendisi tam olarak karar vermemiş ya da tereddütte olan kişileri gaza getirip istifa ettirmemek gerek. Tereddütte olan birinin istifasını desteklemek /zorlamak farklı bir şey, zaten kararını vermiş ama süreçle ilgili desteğe olan birine yardımcı olmak farklı bir şey. Bu ikisinin ayrımının iyi yapılması gerekiyor.

 

Kendini Tek Görmek

En sinir bozucu yönlerden bir tanesi gidilen ülkeye ayak basan ilk insan gibi davranılması. Ulaşım olan her yere emin olun daha önce giden birisi mutlaka vardır. Bıraksan Kolomb edası ile dolanacak etrafta, sanki Amerika’yı keşfetmiş gibi. Bir sakin olun ya!

(Burada kabile kabile köy köy yürüyerek ya da pedallayarak gezen arkadaşlarımı hariç tutuyorum)

 

Abartmak / Eleştiri Yapmaktan Kaçınmak

pinokyo

Seyahat edilen bölgeyi abartarak sanki bir cennetmiş gibi anlatmak en çok yapılan saygısızlıklardan bir tanesi. Okuyucuyu aptal yerine koymanın anlamı nedir? Bu sene içerisinde katıldığım Inflow Travel Summit etkinliğinde sahneye çıkan, 1.5 milyon + takipçisi olan bir instagrammer şuna benzer bir cümle kurdu:  “Şimdi abi mesela Maldivler, ben bir çekiyorum sanki cennet, takipçilerin dibi düşüyor. Halbuki b.k gibi bir yer. Dünyanın en sıkıcı yeri.” Ah be arkadaşım, böyle bir şey yapıp hem insanları kandırıyorsun, hem de sahnede herkesin gözünün içine baka baka güzel bir şeymiş gibi bunu anlatıyorsun. Lütfen ama ya!

Sıkıcı Olmaları

Dünyanın olmazsa olmaz, ölmeden mutlaka gitmek gereken belli başlı yerler var, kabul edelim. Büyük bir çoğumuzun da listesinde. Yine de bu seyahat edilen yerlerde benzer fotoğraflar çekip altına benzer metinler yazmayı gerektirmiyor. Tabii ki İtalya’ya gidince pizza ve şarap yapacaksın ama bir kişi de çıksın, ben İtalya’ya kadar gitmişken alplerde kamp atıp trekking yaparak İsviçre’ye geçeceğim desin..

İşine Saygı Duymamak

Bir kısım seyahat bloggerı çok iyi paralar kazanıyor, bir kısmı ise sadece hobi olarak yapıyor. Kimin ne yaptığı bizi ilgilendirmez ama yapılan işe saygı duymak gerekiyor. Seyahat blogu için içerik yazmak gerçekten donanım gerektiren ve emek isteyen bir iş. Aynı zamanda maddi olarak da yatırım gerektiren bir iş. Kimse bir günde açtığı blog ile sponsor bulmuyor ya da reklam almıyor. Kendini ispatlamak gerekiyor. Bunun ardından firma davetleri ve sponsorluklar geliyor. Davetli veya davetsiz fark etmez, seyahat esnasında yapılan canlı yayınlarda ya da havuz başından paylaşılan fotoğraflarda hep bir “ay biz de böyle çalışıyoruz, aman çok yoruluyoruz, yoksa siz ofiste misiniz” gibi söylemler oluyor.(Bir kaç kere kesin ben de yapmışımdır, araştırsak çıkar.) Ama ben buna gerçekten ayar oluyorum. Birincisi yaptığın işi basitleştiriyorsun, küçültüyorsun. Sanki biz sadece havuz başında sefa yapıyoruz. İkincisi karşındaki insan gerçekten ofiste olabilir ve unutma ki seni takip edenlerin büyük çoğunluğu ofiste çalışıyor. Nispet yapmadan da, günlerini şenlendirebilirsin.

 

Ben çok doldum. Katılan olur katılmayan olur. Yarası olan vardır gocunur.
Yazmasaydım patlayacaktım. İlave edeceğiniz ya da söylemek istediğiniz şeyler varsa, bu yazının bitiminde yorumlar kısmını kullanabilirsiniz. Facebook yerine buradan yorum yaparsanız, daha kolay okurum.

Workaway Nedir, Nasıl Çalışır?

39

 

Workaway nedir? Workaway ile çalışarak seyahat etmek mümkün mü?

Workaway Nedir?

Workaway.info websitesi gönüllü projelerinin kariyer.net i olarak tabir edilebilir. Tek sefere mahsus (2 yıl için) 20 avro gibi bir ücretle (tam rakamı hatırlamıyorum) üye olunan bu sistem, içerisinde dünyanın 4 bir yanından gönüllü işleri barındırıyor. Genellikle günlük 5 saatlik çalışma karşılığında konaklama ve 2 öğün yemek temin ediliyor. Dilediğiniz ülkedeki işleri listelediğinizde; işin tanımı, çalışma saatleri, izin günleri, konaklama için temin edilecek yer gibi bilgilere ulaşıyorsunuz. Size uygun olanlara orada çalışmak istediğinizi ve neler yapabileceğinizi açıklayan bir mail gönderip cevap bekliyorsunuz.

Workawayde ne tarz işler var?

Bana en çok gelen sorulardan biri ise ne tarz işler bulunduğuna dair oluyor. Site üzerinden üyeliğiniz olmasa bile projeleri listeyip görüntüleme imkanı mevcut. Sistemde tarlada çalışmaktan tutun, kedi bakıcılığına, otelde resepsiyonda çalışmaktan, kafede barista olarak çalışmaya kadar bir çok seçenek mevcut. Şu ana kadar kendi tecrübelerimi aktaracak olursam;

workaway nedir
tabletimi sürekli yastık niyetine kullanan PingPong
  • 10 gün kadar Bangkok‘ta kedilerine (7 adet) aşık Fransız bir sinema yönetmenin evinde, yurtdışında olduğu süre zarfınca kedilerine baktım. Günde 3 öğün mama ve su vermenin dışında yapılacak başka bir şey yoktu. Karşılığında JP’nin evinde ücretsiz konaklama ve yemek. Bunun yanı sıra zengin dvd arşivden projektör ile film keyfi ve sitenin günlük 1 tl ücretli havuzunu kullanabiliyordum.
Langkawi’de çalıştığım otel
  • Langkawi de bir resort otelde günde 5 saatlik çalışma karşılığı konaklama ve yemek. Genellikle 9-2 çalışma saatlerini seçip günün kalanını havuzda geçirmeyi tercih ediyordum. Otelde gün geldi barda çalıştım, gün geldi temizlik yaptım, gün geldi bahçıvanlık. Daha sonra bunlardan sıkılıp otelde parti organizasyonu işine girdim. Haftanın 1 ya da 2 günü havuz partisi organize ediyor sahile inip insanları tek tek davet ediyordum. Hatta bu organizasyonlarımı gören Dubaili bir iş adamı bana iş teklif  edip, organizasyon şirketi kurmak istediğini söyledi.

workaway
Bali’de moringa ekimi
  • Bali’de kendini permakültüre adamış bir sivil toplum kuruluşunda, haftada 6 gün günde 4 saat tarlada ya da ofiste çalıştım. Sorumluluğu bana verilen domuzcukları hergün meyve ile besliyor, tarladaki çiftçiler ile sohbet ediyor, pirinç hasadına yardım ediyordum. Bir de Türkiye’deki iş tecrübelerimden ve aldığım eğitimden dolayı; ofisin ihtiyaç duyduğu araştırmaları yapıp, raporları hazırlıyor ve toplantılara katılıyordum. Hatta Bali’nin turizm departmanı ile yapılan görüşmeye katılıp bir turist olarak neler hissettiğimi rahatsızlıklarımı ve geliştirilebilecek noktaları aktardım. Burada sadece konaklama karşılığı çalıştım.

Workaway ile iş bulabilmek için yabancı dil gerekli mi?

İyi düzeyde bir İngilizce bilgisinin her daim faydalı olacağı kesin ancak İngilizce ihtiyacı tamamen işe ve sizin yeteneklerinize bağlı olarak değişeceğinden dolayı net birşey söylemek mümkün değil. Mesela Bangkoktaki kedi bakıcılığında İngilizce’den çok, hayvan sevgisi gerekli idi ancak Malezyadaki parti organizasyonu işinde insanlarla sohbet edip davet etmek gerektiğinden iyi seviye ingilizce şarttı.

 

Workawayde ne gibi sıkıntılar olabilir?

Bangkok’ta 7 kedi aynı evin içinde olunca bir iktidar savaşı sürüyordu. Eğer eşyaları kedilerin bulunduğu alanda bıraktığımız anda sahiplenmek için bir tanesi mutlaka üzerine işiyordu. Eh bir de onları temizlemek gerekiyor. Zaten 2 adet kedim olduğu ve hayvanları da Elmayra gibi çok sevdiğimden benim için problem değildi.

Malezya‘da problem ise Malayların günün 3 öğünü lapa pirinç yemeleri idi. Bu nedenle odamdaki buz dolabına bir miktar yemek stoğu yapmak durumunda kaldım.

Bali’de ise sıkıntı konakladığım evin tarlaya ve ofise olan mesafesi oldu. Bana scooter kiralamam yönünde biraz baskı yapmaya çalıştılar ancak kabul etmeyince transfer ayarladılar.

Her projede sıkıntı yaşamak mümkün ancak bunları aşmak ve hayatı kolaylaştırmak size kalmış..

Ben bu sistemi hem seyahat süremi uzatmak, güzel insanlarla tanışmak, hem de turist gibi gezmekten çıkıp, yerel halkın içine karışmak; ülkenin kültürünü yüzeysel olarak değil derinlemesine anlamak  ve sindirmek için kullanıyorum. Gittiğim ülkelerde cenazeden, düğüne, hasatlara kadar çok farklı sosyal ortamların içerisinde yer alma şansı buldum.

Çalıştığım oteldeki diğer gönüllüler (kırmızılı çocuk hariç)

Hostelde konakladığımda sırtçantası ile dünya turuna çıkmış yaklaşık olarak aynı tecrübelere sahip insanlarla tanışmaktan ve benzer sohbetleri yapmaktan öteye geçmenin mümkün olmadığını kısa sürede farkettim. Workaway ile gerçekten gönüllülük kavramını içine sindirmiş birşeyler yapmadan yerinde duramayan ve çok değişik tecrübelere sahip muhteşem insanlarla tanıştım.Daha böyle bir mesleğin varlığından bile habersizken, insan hayatı boyunca kaç kere Gorilla Keeper ile tanışabilir ve yaşadıklarını birinci ağızdan dinleyebilir.

Siz de böyle bir tecrübe yaşamak için workawaye şans vermek istemez misiniz?

Sorularınızı ya da yaşadıklarınızı yorumlara yazabilirsiniz…

En Uzun Yaz Tatili Antalya’da

0
antalya kale manzarasi

Doğanın armağanı olan pek çok eşsiz güzellik ile bezenmiş, yıllar boyu hüküm sürmüş medeniyetlerden kalan tarihi zenginliklerin mirasçısı olmuş Antalya. Akdeniz‘in berrak sularını karşılayan Mavi Bayrak ödüllü plajları ve bakir doğanın arasında kalan koyları ile herkesi kendine hayran bırakmayı başarmış bir şehirdir, Antalya. Türkiye’de yaşayanın da yurt dışından ülkemize gelenin de “Türkiye’de yaz tatili” denince ilk olarak akla gelir. Artık neredeyse marka olma yolunda hızla ilerleyen bir şehrimizdir Antalya, gururumuzdur. Antalya yaz tatili için her bütçeye uygun seçenekler sunmaktadır. 

Antalya Tatil Yerleri

Doğasıyla, tarihiyle yaz turizminin gözde yerlerinden biri haline gelen Antalya’da buna paralel olarak otel sayısı da hızla artmıştır. Güney’de yer alması sayesinde yazın daha erken başlayıp daha geç bittiği Antalya yaz tatilini gönlünce geçirmek için gelen yerli yabancı binlerce turistin konaklama başta olmak üzere, eğlence ve dinlenme için gerekli olan tüm ihtiyaçlarını karşılayan yüzlerce tesis hizmettedir. Yaz sezonunun daha nisan başında başlamasıyla hummalı bir çalışmaya giren Antalya tatil yerleri içerisinde bütçenize uygun olanını bulmak da çok kolay! İster beş yıldızlı bir otel tercih edin ister pansiyon tarzı bir tesis, seçim sizin! Tabii bunlara ek olarak Antalya tatil köylerinden de bahsetmemek olmaz… İsteğiniz tatil boyunca dilediğiniz her şeyin elinizin altında olması ise tatil köyleri sizler için biçilmiş kaftan olacaktır. Huzurlu olduğu kadar eğlenceli de geçecek olan bir yaz tatili için gerekli olan pek çok şeyi bünyesinde  bulunduran tatil köylerinin bazılarında yetişkinler için aquapark, açık ve kapalı yüzme havuzları, geniş spor alanları, oyun parkurları, spa & wellness alanları, eğlence kulüpleri gibi imkanlar bulunurken minik misafirler için oyun bahçesi, park, çocuk kulübü, çocuk havuzu ve hatta çocuk diskosu gibi imkanlar da bulunmaktadır.

Antalya Doğal Güzellikleri

köprülü kanyon

Antalya otellerinin güzelliğinin yanında biraz da doğal güzelliklerinden bahsetmeliyiz elbette. Gezilecek yerler bakımından oldukça zengin bir yer olan Antalya’da Termessos Antik Kenti, Olympos Antik Kenti, Yanartaş, Arikanda Antik Kenti, Xanthos, Köprülü Kanyon, Düden Şelalesi, Kurşunlu Şelalesi, Manavgat Şelalesi, Kaleiçi, Aspendos Antik Tiyatrosu, Side Antik Kenti, Beldibi Mağarası, Karain Mağarası, Patara Antik Kenti, Antalya Arkeoloji Müzesi, Şadırvanlı Medrese, hadrian Kapısı, Yivli Minare ve Hıdırlık Kulesi Antalya’da gezilecek yerler arasındadır. Altınkum Plajı, Konyaaltı Plajı ve Lara Plajı ise kentin en popüler yüzme noktalarıdır.

 

Gecesi ile gündüzünün ayrı keyif ve eğlence dolu olduğu Antalya için daha söylenmesi gereken çok şey var elbette. Ama büyüsü kaçmadan siz kendi gözlerinizle gidip görün, şehri hissedin isterim… Unutmayın, yaz Antalya’da daha uzun, bunu değerlendirmek için fırsatınız var. 

Amerika Meksika Sınırı

18
amerika meksika sınırı

Amerika Meksika sınırı hakkında hep hikayeler anlatılır durur. Bir kısmı gerçek bir kısmı hayal ürününden ibarettir. Amerika Meksika sınırı nı hem Amerika’dan Meksika’ya hem Meksika’dan Amerika’ya doğru gerçekleştirdim. Nasıl oluyor buyrun…

Tijuana’dan San Diego’ya Sınır Geçişi

Amerika vizesi işlemlerini önceden Ankara’dan halletmiştim. Meksika kara sınırından ABD’ye geçmek üzere yola çıktım. Mantıken önce Meksika sınırından sonra uluslararası alandan ardından da Amerikan sınırından geçmem gerekiyor. Sınırı fark etmeden geçen arkadaşlarımın hikayelerini de hatırladığım için ayrıca özen gösterdim sınırda damgalanmaya. Lakin ne kadar arasam tarasam da Meksika sınırını bulamadım ve kendimi ABD sınırının önünde buldum. Çok güler yüzlü olmasına rağmen, filmlerden dolayı ağzımı yüzümü dağıtacakmış hissiyatı veren sınır polisi “anlat pasaport polisine durumu sanırım sıkıntı olmaz” diyerek beni içeri aldı. Ardından pasaport polisi “no problem ama 6 dolarlık bir ödeme yapman gerek vezneden” dedi. Tabii sınırdan geçecek kişiler sırtçantalı 2 tip olunca keyifleri yerine geldi.

İyi filan derken, şaşkın bakışlarımı görünce gel ben seni götüreyim sen bulamazsın orayı dedi. Pasaport polisi kontuarı kapadı. Gittik. Parayı verdik. Evrakların hazırlanması 2 saat sürdü. Bizden önce yaka paça tutuklanan bir Meksikalı vardı sanırım o yüzden. İşlemler bittiğinde diğer memur aracınızla çıkabilirsiniz dedi. İyi de ben yürüyerek geldim. Dur o zaman başka bir memur gelsin sizi bıraksın dediler. Diğer memur da geldi, çıkışa kadar eşlik etti.Adamlar pek tatlı, pek yardımsever çıktı ya…

Hocam Meksika sınır yapmamış. ) Damga da pek umrunda değil sanırım. ABD’de olduğum sürece hem Meksika’da hem ABD’de gözüküyorum.

Meksika girişinde pasaport polisinin aman kaybetmeyin, çıkarken teslim alacağız diye pasaporta iliştirdiği bir kağıt var. Onu mutlaka vermek gerekiyor. Nasıl olsa geri döneceğim Meksika’ya çok da problem değil.

San Diego’dan Tijuana’ya Sınır Geçişi

San Diego sınırında, Meksika sınırına gidişi işaret eden tabelalar var. Bunları takip ederek sınıra ulaştığımda, futbol stadyumu girişindeki gibi turnikeler ile karşı karşıya geldim. Turnikeler tek yöne dönüyor, giriş mümkün ama çıkış değil ve başında herhangi bir soru sorulabilecek bir güvenlik görevlisi yok.

ABD’ye girişte çıkarken mutlaka teslim etmeniz gerekiyor dedikleri bir kağıt daha var elimde. Meksika ile sıkıntı yaşasam problem değil, çözülür ama bu kağıdı teslim etmeme riskini ABD için alamam. 10 yıllık vizemi riske atmak istemem.

Turnikeden geçsem mi geçmesem mi diye tereddüt içinde bakınırken, Emre kendini atınca içeri, mecburen ben de girdim. Bizi Meksika sınır polisi karşıladı. Kıt İspanyolca ile elimdeki kağıdı gösterip, ya biz daha önce girdik, sonra çıktık şimdi yine girdik diye derdimi anlatmaya çalıştım. Adam neyi anladı neyi anlamadı bilmiyorum ama kağıdı gördükten sonra “good good very good go go go” dedi. Sinyor damga filan basmayacak mısın diye sormaya çalıştıkça adam “go go” diyip durdu. Meksika sınırını geçtik ama yine ABD’den çıkış damgası yok. Ne yapsak derken, biz döndük dolaştık Meksika’dan Amerika’ya giriş yapılan kapının önüne geldik. Upuzun kuyrukta bekleyen insanların önüne kendimi atıp, polise derdimi anlattım. Çöp torbasından az hallice bir torba gösterip, girişte verilen kağıdı buraya atabilirsin dedi. Eeee peki damga? Yok damga mamga dedi. Ama çıkış hani ne olacak filan. Bırak buraya git gerisini düşünme dedi. Ya emin misin ama diyince adam sinirlendi. Torba da bana hiç güven vermedi. İçi kağıt dolu ama bir rüzgar esse uçacak gibiydi. Aklım torbada kağıt torbanın içinde kaldı ve ben ayrıldım.

2 ay sonra Amerika’ya yeniden uçtuğumda pasaport kontrolünde hiçbir sıkıntı çıkmadı. Demek gerçekten kağıdı almışlar ve işlemi yapmışlar.

 

YELKENLİ SEYİR GÜNLÜKLER – KISIM 3

5

Meksika‘dan Panama’ya kadar gerçekleştirdiğim yelkenli seyir boyunca tuttuğum günlüklerin ikinci bölümü…

Seyir 8. Gün

Havaların güzelleşmesi ile birlikte canlanan ekipte tatil havası oluşmaya başladı. Artık enerjimizi dalgalarla boğuşmak yerine acaba bugün hangi yemeği yapsak, çayı kaçta içsek gibi büyük dertler edindik. Dört erkekle beraber aynı tuvaleti kullanmak sıkıntı olduğu için elimi ilk attığım iş tuvalet temizliği oldu. Su kalmadığı için elimizi anti-bakteriyel jelle yıkadığımızdan nedense bir türlü tam temiz hissedemiyorum. İdrar yolları enfeksiyonu gibi bir rahatsızlık özellikle teknede beni çok korkutuyor. Denizden çektiğim su ve klorak ile temizlediğim tuvalet sanırım on yıllardır bu kadar temiz olmamıştı.

Simon’da ekibi boş tutmamak adına hem denizcilik dersleri vermeye hem de keyifli ufak işler yaptırmaya devam ediyor. Bugünkü konumuz kasa dikişi oldu. Atılan herhangi bir bağdan daha fazla yük kaldırdığı için bazı özel noktalarda bu dikiş tercih ediliyor. Piyan dikişi kadar keyifli olmasa da bilgi bilgidir. Sanırım alabileceğim en iyi yelken kursunu, Simon’dan ücretsiz olarak alıyorum. Ne demişler alanda ustadan öğrenmek gibisi yok.

Günün ortasında hava kapan motor epey uğraştırdı. Beni değil tabii. Ben ise ortalarda ayak altında dolaşmamak adına gölge bir yer bulup kitap okumayı tercih ettim. Biraz nispet yapar gibi oldu ama napalım. Uzunca bir süre uğraştıktan sonra anlaşıldı ki günlük depoda dizel ve benzin karışmış, ortaya çıkan şeyde motoru durdurmuş. Sorun çözüldü. Arıza esnasında rüzgarda olmadığından dümdüz okyanusun ortasında sürüklendik bir süre. Hava o kadar sıcak ve durgundu ki, ana yelkenden gelen gıcırtı sesleri sanki Teksas’ta çölün ortasında hiç esmeyen bir kasabada sandalyesinde sallanıp umutsuzca bir şeyler olmasını bekleyen bir yaşlı gibiydi bizim huysuz Anne Marie.

Orion’ın kuşağındaki yıldızlardan birisini sadece gözleri çok iyi olanlar görürmüş. Öyle ki, o yıldızı çıplak gözle görebileni okçu yaparlarmış Antik Roma’da. Merakla bekledim geceyi ve gördü elf gözlerim kayıp yıldızı. Roma’da okçu değil ama belki bir amazon savaşçısıyımdır geçmiş hayatımda kim bilir.

Gece en ufak bir esintinin yaratacağı heyecan için ölüyoruz, Oz’la. Öyle monotonlaştı ki dümen tutmak ve gözcülük yapmak, kim dümen tutacak diye atışıyoruz. Canı sıkıldığında beni dümenden kaldırıp yerime geçti ve beni teknenin ardından akıp giden büyülü bir nehir gibi gözüken yakamoz nehrini izlemem için kıç tarafa gönderdi.

 

Yelkenli Seyir 9. Gün

Gün doğumu ile birlikte gelen yunusları görünce bayram sabahı baş ucunda kırmızı rugan pabuç bulan 5 yaşındaki bir kız çocuğu kadar mutlu oldum. Meksika’nın bıdık yunusları her gün bizimle oynamaya gelir oldular. İnsanoğlunun ırklarına yaptığı işkenceleri hatırladıkça hala nasıl oluyor da, kendilerini insana göstermektençekinmiyorlar hayret ediyorum. Bilmiyorlar mı?! Bence kesinlikle her şeyin farkındalar.

İlk günlerdeki çekingenlik kırıldığından olsa gerek, kendimi ve isteklerimi daha net ifade etmeye başlayınca Oz bana evil queen lakabını taktı. Halbuki tek istediğim yediği elmanın yarısıydı. Aile büyükleri meyve yerken soyup dilimleyip vermez mi diğerlerine? Yiyince elmanın yarısı, kölelerinin yiyeceklerine de göz dikiyorsun diyerek dalga geçti benimle yaşlı adam. Marinada olduğumuz her gün bisikletiyle taze kek almaya giden bu adam, tavada yaptığım keki yedikten sonra Panama’da ayrılmamam Antigua’ya kadar devam etmem konusunda ısrarlara başladı. Antigua kulağa hoş gelse de, uçak biletinin maliyetini düşününce net bir hayır çıkıyor insanın ağzından.

Havaların güzelleşmesiyle herkes daha güzel yemekler yapmaya başladı. Ne de olsa tekne yalpa yapmıyor eskisi kadar. Simon yapılan güzel yemekleri ufak bir yarışmaya dönüştürmeye niyetli. Kekin üstüne Oz’un yaptığı muhteşem humus ile sanırım hedefine ulaştı.

Gece 10 gibi kavança atmak için önce balonu indirdik, ardından sereni söktük yerinden, engel olmasın yelkene diye. Bu süreçte yanlış bir şey yapmış gibi hissettim, bir şey demese de Simon gergindi. Uykusu bölündüğü için belki de.

Yıkanacak bulaşıkların olduğu kovanın içine yıllardır kullandığım çakımı koydum yıkansın diye. Rupert dikkat etmemiş, düşürmüş suya. Çok üzüldü. Defalarca özür diledi. Kendi çakısını vermek istedi. Giden gitti artık. Ne ağlarım arkasından, ne de üzerim başkasını bir çakı için. Hatıra olsun benden Pasifik’e.

Elf gözlerim gece hemen en ufak ışığı bile görüyor, seyir fenerlerini açabilmek için. Motorla gittiğimiz şu son gecelerde kapalı olmasının bir anlamı yok ama Oz göremiyorum diyip kapatıyor etrafta gemi olmadıkça. Çıkarmıyorum sesimi yaşlı adama yorulmasın gözleri diye ama tarıyorum usulca tüm okyanusu ve üzerindeki ışıkları.

 

Seyir 10.Gün  (01.03.2017)

Yakıt hesaplarındaki hata anlaşılınca, Panama’ya kadar yakıt yetmeyeceği için Acapulco’ya yöneldik. Aslında buradan Kosta Rika’ya iki günlük bir yelken seyiri bile yapsak yetecek tüm yakıt ama rüzgar çıkmazda dımdızlak kalırsak okyanusun ortasında diye korkuyor Simon. Yetişmesi gereken çocukları, bir regata ve işi var. Hedefimiz hemen yakıt alıp çıkmak limanda kalmadan ama evrak işi çıkarsa eğer uzar kalışımız. İşte o zaman bir pizza, bir kadeh şarap ve sıcak bir duş… Heveslenme o kadar deseler de, biliyorum şanslıyım.

Saat 16.30 gibi vardık Acopulco’ya. Yanaştık hemen Pemex’e. Dedim ya hemen alıp çıkıcaz, vakit kaybetmemek lazım. Kapalı istasyon dedi güvenlik görevlisi. Meğer saat 18.30 imiş. Ensenada ile 2 saat fark var Acapulco arasında. Bizim saatler Ensenada’ya göre ayarlı. Hiç düşünmedik saatin geç olabileceğini. Yarın sabah 8 dedi görevli. Biz Ensenada’dan çıkarken pasaportlara Meksika’dan çıkış damgası vurdurduk. Kalırsak bir gece daha tekrar giriş yapmamız kişi başı 25$ vize ücreti vermemiz gerekecek. Konuştu Simon liman müdürü ile, gece burada kalıyoruz sabah istasyon açılır açılmaz yakıt alıp ayrılıyoruz. Marina oldukça lüks bir yere benziyor. Yüzme havuzu ve restaurantından belli oluyor. Önce rom içip kutluyoruz varışımızı. Sonra kendimi duşa atıyorum. Kalıyorum dakikalarca altında sıcak suyun. Üstüme cicilerimi giyip hazırlanıyorum dışarı çıkmaya. Bu gece o pizza yenecek.

Rupert ve Emre ile atıyoruz kendimizi pizzacıya. Önce bir sersemlik ve sersemliğin getirdiği sessizlik. Ardından içilen şarap ile dökülüyor kelimeler ağızlardan. Bizim yaşlı Oz korkutmuş Rupert’ı yolculuğun tehlikeleri hakkında ve bu seyirde hayatta kalma şansımız %50 demiş. Fifti fifti yani. Hazır ol demiş ölme ihtimaline.

Teknenin kondisyonundan ötürü risk var ama o kadar kötü değil durum tabii ki. Ayrıca can kurtarma botu, gps ve bir sürü alet edevat var. Alem adam bu Oz. Rupert’tan hoşlanmadığının farkındayım ama sebebini anlayamadım. Simon’ın dünkü kızgınlığı da Rupert’a imiş aslında. Halinden tavırlarından anlaşılıyor. Ama bir yandan ikisi de profesyonel olarak devam ediyor işe.

Meğer bizim Oz, tarihin en önemli base jumperlarından birisiymiş. Mark Scott diye aratınca vikipedia’da sayfa çıkıyor adına. (not şuan sayfayı bulamadım, muhtemelen sildirmiştir.) 20-25 sene önce yapmış en önemli atlayışını. Rupert sorduğunda yanıt vermemiş. Kapatmış konuyu. Kesin uyuzluğuna yapmıştır. Böyle enteresan bir yer tekne, kimin ne olduğunu ne yaptığını neden kaçtığını asla bilemezsin.

Tehlikeleriyle meşhur Acapulco sokakları normal bir yere benziyor, hiç turistin olmadığı, polis arabalarının sokaklarda normalden fazla cirit attığı. Uyuşturucu kartellerinin benimle işi olmaz ama hissediliyor gerginliği sokaklarda, marinanın 30cm kalınlığındaki çelik kapısından, evleri çevreleyen çelik telli yüksek duvarlardan.

Seyir 11. Gün

Dün manevra sırasında arıza yapan motor yüzünden su aldı tekne. Egzoz kutusu iyi kaynak yapılmadığı için su almış içeri. Ya çıkartılacak ve bundan sonra motor durdurulmadan önce kuru çalıştırılıp öyle kapatılacak ya da kaynakçı bulunacak. Kutunun çıkartılmasına karar veriliyor ve tekne saati ile 04.30 Acopulco saati ile 06.30’da yattığım yatağın dibinde başlıyor metal kesme sesleri. Uyuyorum inatla, derin derin. Uyumalıyım ki vardiya esnasında dinç olayım. Yorgunluktan dolayı gece dışarı çıkamayan Simon ve Oz’a jest olsun diye elmalı kek yapıyorum.

Acopulco’nun suyu oldukça temiz olsa gerek. Marina’da yakıt istasyonunun olduğu alanda gördüğüm balıklar insanların akvaryuma koymask istediği, sadece tropiklerde dalış yapınca görülen cinsten. Hepsi renk renk desen desen. Kimi çizgili, kimi puantiyeli.

Simon eğer marina evrak işi çıkartırsa ve vakit kaybedersek diye korkuyordu. Ofise gittiğinde pek bir şey sormamışlar. Lüks marinaların avantajı bu. Fazlasıyla zengin insanlarla uğraştıkları için çok soru sormadan işleri hallediyorlar. Karşılığında ise yüksek ücret ödüyorsun. Gecelik 140$ bağlanma ücreti Meksika için fazlasıyla yüksek. Marinanın sadece duşundan faydalandığımızı düşünürsek, hayatımın en pahalı duşunu almış oldum.

Marinadan ayrılır ayrılmaz okyanusun maviliklerinde önce balinalar selamlıyor bizi, sonra da vatozlar. Sudan çıkıp, uçmak istercesine kanat çırpıyorlar. Suyun bu denli üstüne çıkabildiklerini bilmiyordum. Ben dümende etrafıma bakındığım için 1-2 saniye süren bu gösteriyi izleme şansı elde ettim. Diğerleri ise yelkenle uğraştıkları için sadece benim hayret çığlıklarımı duyabildiler.

Acopulco’da hava durumunu kontrol ettiğimizde fark ettik ki, fırtınadan iki gün uzaklıktayız. Yaşlı Anne Marie, 40 knot rüzgarın ve 10 metreyi bulan dalgaların ortasında kalacak. Birinden biri olsa neyse derdik ama ikisi birden çok zor gelecek Anne Marie’nin 105 yaşındaki yaşlı bedenine. O yüzden olabildiğince fırtınanın etrafından dolaşmaya karar verdik ve hazırlıklara başladık. Tüm kuru eşyalar plastik torbalara girdi ve uyku tulumlarımızı korumak için yatağın iki yanından sızan suları sintineye aktaracak şekilde plastik çöp torbaları çekildi. En zoru da, ana yelkenin ucundaki ek direk söküldü ve güverteye indirildi. Sıcak altında yanarken, fırtına hazırlıkları yapınca acaba kamera şakası mı diye sorguluyor insan.

Havanın sıcaklığı nedeniyle çamaşır yıkama vakti diyoruz. Giriyor çamaşırlar kovaya, akıyor tüm kirler okyanusa. Çamaşır yıkanacağını görünce hızlıca dümeni Rupert’a bırakıyorum, kamera kaydı için ve sağlam bir fırça yiyorum Emre’den. Dümen devretme prosedürüne uymadığım ve yaratabileceği tehlikeler konusunda. Susuyorum. Haklısın diyorum. Ama hiç öyle bir prosedür hatırlamıyorum. Güya uzun uzun anlatmışlarmış.. Ben neden hatırlamıyorum. Haklı olduğu için pek bir şey de diyemiyorum. Yutuyorum ağzıma gelenleri. Yüzüm düşüyor.

Seyir defteri Acapulco saatine göre doldurulduğu için saatleri 2 saat ileri alıyoruz.

 

Yelkenli Seyir 12. Gün

Acapulco’ya girmeden önce düşüp kolunu boydan boya yaran Rupert bugün de ayağına sıcak su döküp kendini haşlamayı başardı. İstisnasız her gün kendini yaralamayı başaran bu adama yılın şaşkını ödülünü törenle sunuyorum.

Seyir defterini dolduran Emre’nin barometreye bir kere vurup yön değiştiren okun verdiği yeni değeri yazdığını fark ediyorum. Her şey gibi barometre de antika. Meğer uzun zamandır yanlış veri ile doldurmuşum defteri. Niye kimse benimle paylaşmıyor böyle ince detayları.

Balık olta ucunu balık yağına batırıp denize salma fikri ile ilk kez balık yakalıyoruz bugün. Birbiri ardına 3 tuna. Üçüncüyü ben çekiyorum denizden. Çırpına çırpına geliyor suyun üstünde. Alınca balığı güverteye ağzına zarar vermeden usulca çıkarmaya çalışıyorum kancayı, sanki acı çekmesine sebep olan ben değilmişim gibi. Kovaya bırakıp görmezlikten geliyorum. Unutmak kolay ne de olsa.

Oz kafasını kesip iç organlarını çıkartmam gerektiğini söylüyor. İşten kaçmamak için yapmaya girişiyorum söylenenleri. Çırpınmıyor artık tuna ama canlı hala. Ya yorulmuş ya pes etmiş. Bakıyor koca gözleriyle bana. İçim acıya acıya ayırıyorum kafasını vücudundan. Her yer kan doluyor. Benim vahşetimin eseri. Ben Tuğçe Makarnacı, defalarca izledim hayvan öldürülüşünü her birinde kötü oldum ama tabağa konan şeyi yedim yıllarca. Bir süre olmuştu et ve tavuk yemeyi bırakmam. Balıkla bir bağım olmadığı için yemesi kolaydı. Artık değil. O canı aldıktan sonra balık yemek hiç kolay olmayacak. Kendim öldüremeyeceğim hayvanı yemem, benim için de kimsenin öldürmesini istemem. Böyle kötü bir hissiyatı sırf ben yaşamak istemiyorum diye başkasına da yaşatamam. Sanırım pesketeryanlık buraya kadarmış.

Bu akşam fırtınaya gireceğimiz için ana yelkeni indirip yerine fırtına yelkenini açtık. Dayanıklı bir kumaştan yapılan bu yelken, rüzgar sörfü yelkeninden az daha büyük.

Oz’la geceler ya tamamen sessiz ya da şen şakrak geçiyor. Reankarne olup yeniden dünyaya gelsen ne olursun soruma inek yanıtı veren bu adamla hangi konuyu ciddi ciddi tartışabilirim ki. Laf arasında yaşadığı hayattan çok memnun olduğunu ama atlayışlarla ilgili olarak çok fazla konuşmak istemediğini çünkü geçmişte yaşayan bir adam olmaktansa, anın tadını çıkaran bir adam olmayı tercih ettiğini söyledi. Seviyorum bu herifin hayata karşı duruşunu, bakışını. Bazen dalıp gittiğinde düşüncelere, iletişim kurmak zor oluyor bu akşamki gibi.

Yine seyir fenerleri kapalı ilerliyoruz ama artık sahile oldukça yakınız, fazlasıyla balıkçı var. Her bir gösterdiğim ışık için yok o balıkçı, yok o uzakta, yok bu bizimle aynı yöne gidiyor dediğinden fazlasıyla gerginim. Bir de motor sesinde değişiklik olduğunda yine bir şey yok diyince iyice gerildim. Eeee tamam da neden ses değişti? Yaklaşık yarım saat sonra dalıp gittiği diyarlardan çıkageldiğinde teknik açıklama da beraberinde geldi. Dalgaların büyümesi ve denizdeki değişikliklerden dolayı motorun suyla teması farklılaşmış. O yüzden seste değişiklik normalmiş. Hah işte bana en baştan böyle açıklamalarla gelin. Zaten fırtına gidiyoruz.

 

Seyir 13.Gün (04.03.2017)

Fırtınadan dolayı açıkta dalgalar büyüdüğü için elimizden geldiğince kıyıdan dolaşmaya çalışıyoruz. Rüzgardan kaçışımız yok bari dalga ile mücadele etmeyelim. Sabahtan dümene geçmeye cesaret edemedim, o yüzden çok yoruldu ama öğleden sonra yaparım ben bu işi diyerek geçiyorum dümene. Hava sıcak, rüzgar 30 knot. Altımda şort, üstümde yağmurluk. Poseidon dalgaları yolladığında artık bizimle şakalaşmıyor. Her bir dalga başımdan aşağı dökülüyor, yağmurluk fayda etmiyor. Olsun hava sıcak, su sıcak ya keyfim yerinde. Üşümediğim sürece problem yok. Vardiyanın ortasına doğru açıklara gidiyoruz, dalgalar büyüyor. Rotayı belirlemek skipperın yani Simon’ın işi ama Oz’da vardiya lideri olduğu için değişiklik yapma hakkına sahip. Adrenalin bağımlısı bu adam mı sürüklüyor bizi açığa yoksa rota gerçekten mi öyleydi emin değilim. Simon yukarı gelir gelmez rotayı kıyıya çeviriyor. Fırtınadan en az etkileneceğimiz yere.

Fırtına yüzünden su girebilecek en ufak bir delik bile galiba, haliyle hava da giremiyor. Motor çalışıyor. Alt taraf cehennem sıcağı yaşıyor. Güvertedekiler serin, ıslak ama mutlu. Adeta bir cennet cehennem tasfiri gibi. Yukarıda melekler, yerin altında cehennem azabı çeken günahkarlar, sıcak o kadar yoğun ki nefes alabilmek için kafalar dışarı çıkmak zorunda.

Fırtınadan çıktıktan sonra dave basılmak isteniyor. Rüzgar nispeten hafifledi ama hala fazlasıyla kuvvetli. Emre ve ben vincin etrafına dolayıp asılıyoruz halata. Vinç geri kaçırıyor, kayıp gidiyor elimizden halat. Son anda bir darbe indiriyor Emre’nin eline. Galiba o an kırıldı parmağı. Cengaverler atıyorlar beni bir kenara, biz yaparız diyorlar. Ortalık curcuna herkes halatı yakalamaya çalışıyor. Oz yakalıyor sonunda ancak kendi vücudunun etrafına sarıp yerde yatarak tutabiliyor.Yeniden sarılıyor halat vince, vinç yine taşımıyor yükü, Emre’nin parmakları sıkışıyor vinçle halat arasına. Acıyla çığlık atıyor, o çığlık attıkça benim içim acıyor. İzliyorum sadece uzaktan. Buz getireyim diye düşünüyorum, buzdolabı yok ki teknede. Bakıyorum öylece. Gitmek istiyorum yanına ama gidemiyorum. Canı acırken yaralı vahşi bir kurt gibi kimseyi yanına yaklaştırmadığını, yaklaşanı da pişman ettiğini öğreneli çok oldu. Parmakları kırıldı mı, incindi mi, kaçı sıkıştı bilemiyorum o an.

Sesleniyor aşağıdan, yardım eder misin diye. Parmaklara yapılacak bir şey yok. Kırık değil gibi ama eminde değiliz. Eklemlerde sıkıntı yok. Yaralarını temizliyorum, halatın parçaladığı koluna bandaj sarıp, ağrı kesici veriyorum. Normalde hiç ilaç almazken, ağrı kesiciyi kabul ettiğine göre canı çok yanıyor olmalı.

En yakın hastane 2 gün mesafede. Parmakları kopmadığı için şanslıyız.

 

Seyir 14. Gün

Havaya bakınca dünkü fırtınadan eser göremiyor insan. Güneş yakıyor cildimi. Güneş kremi sürmeyi akıl edemiyorum bir önceki günden ötürü. Oturunca dümende 3 saat, omuzlarım yanıyor. Kötü değil neyse ki.

Söktüğümüz ek direk yeniden yerine takılacak. Hiç hoşlanmıyorum şu işten. 2.5 – 3 saat civarı sürüyor. Emre’nin parmakları kötü ama hala bir şeyler yapmaya çalışıyor. Atışıyoruz bu yüzden. İş yapmadan duramayanlardan. O yüzden şu güzel havada dümen tutturmak en iyisi. Bir şey yapacaksa illa bari dümen tutsun. Halat çekmesinden iyidir. Ara ara elini sağa sola çarpıyor hafifçe, acıdan kıvranıyor ardından.

Dün parmakları kırılınca yanına gitmeyip, öyle uzaktan izleyişime bozulmuş. Anlatıyorum neden gitmediğimi, o an anlatıyor ben gitmeyince neler hissettiğini… Parmaklarını kontrol ediyorum tek tek. İki parmak sıkıntılı. Ellerini kapatamıyor.

Şimdiye kadar okuduklarınız seyir öncesi hazırlıklardı. Yelkenli seyirde başımdan geçenlerin genel özetine ve seyir günlüklerinin birinci ve ikinci bölümüne aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz. 

Yelkenli Seyir – Meksika’dan Panama’ya

Yelkenli Seyir Günlükler – Kısım 1

Yelkenli Seyir Günlükler – Kısım 2

 

Takip Edin

54,549BeğenenlerBeğen
28,357TakipçilerTakip Et
5,352TakipçilerTakip Et
9,690AboneAbone Ol